ABD Yüksek Mahkemesi, cep telefonu kullanıcılarının konum verilerinin özel hayatın mahremiyeti kapsamında anayasal korumadan yararlandığına karar verdi. Mahkeme, Virginia’da bir banka soygunuyla bağlantılı olarak mahkum edilen bir kişinin aleyhine verilen alt mahkeme kararını bozarak, kolluk kuvvetlerinin ‘geofence’ olarak bilinen geniş kapsamlı konum arama emirlerine sınırlama getirdi. Karar, dijital çağda dördüncü anayasa değişikliği kapsamındaki arama ve elkoyma hükümlerinin yorumlanmasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Dava, 2018 yılında Virginia’da bir bankanın soyulmasının ardından başladı. FBI, soygun sırasında olay yerine yakın cep telefonlarının konum verilerini Google’dan talep etti. ‘Geofence arama emri’ olarak adlandırılan bu yöntemle, belirli bir coğrafi alan ve zaman dilimindeki tüm cihazların verileri toplandı. Bu veriler arasında sanık Timothy Carpenter’ın telefonu da vardı. Carpenter, suç mahallinde bulunması nedeniyle mahkum edildi, ancak avukatları bu arama emrinin anayasaya aykırı olduğunu savundu.
Yüksek Mahkeme, 2018’deki Carpenter v. Amerika Birleşik Devletleri kararında olduğu gibi, bu kez de hükümetin cep telefonu konum verilerine erişiminin dördüncü değişiklik açısından bir ‘arama’ teşkil ettiğini ve bu nedenle olası sebep gerektirdiğini vurguladı. Çoğunluk görüşünde Yargıç John Roberts, “Bir kişinin fiziksel hareketlerinin uzun vadeli kaydı, özel hayatın gizliliği konusunda meşru bir beklenti oluşturur” ifadesini kullandı.
Bu kararla birlikte, kolluk kuvvetlerinin geofence arama emri kullanarak çok sayıda masum kişinin verisine erişmesi zorlaştı. Ancak mahkeme, bu tür arama emirlerini tamamen yasaklamadı; sadece daha dar kapsamlı ve belirli şüphelilere yönelik olması gerektiğini belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, yalnızca ABD’de değil, dünya genelinde dijital mahremiyet tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi düzenlemeler, benzer bir korumayı zaten sağlarken, ABD’de bu alandaki içtihat henüz gelişmekte. Karar, hükümetlerin büyük veri toplama yöntemlerine karşı bireysel hakların güçlendirilmesi yönünde bir adım olarak görülüyor.
Teknoloji şirketleri ise kararı memnuniyetle karşıladı. Google, Microsoft ve Apple gibi firmalar, kullanıcı verilerinin korunması adına daha önce de benzer mahkeme kararlarını desteklemişti. Ancak kolluk kuvvetleri, bu kararın suçla mücadeleyi zorlaştıracağını ve özellikle organize suç, terörizm ve çocuk istismarı gibi ciddi suçların soruşturulmasında engel oluşturabileceğini belirtiyor.
Küresel ölçekte, bu kararın diğer ülkelerdeki mahkemeleri de etkilemesi bekleniyor. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelerdeki kitlesel gözetim uygulamalarına karşı insan hakları savunucuları, bu kararı emsal olarak gösterebilir. Ancak ABD’nin kararının, otoriter rejimlerde benzer bir etki yaratması pek olası görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de Kişisel Verileri Koruma Kanunu (KVKK) kapsamında benzer düzenlemeler bulunmakla birlikte, geofence arama emirleri gibi spesifik uygulamalar henüz yargısal denetime tam olarak tabi değildir. ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu kararı, Türk yargısına dijital delillerin toplanması ve mahremiyet dengesi konusunda yol gösterici olabilir. Türkiye’nin, özellikle terörle mücadele ve organize suç soruşturmalarında kullanılan konum verilerine ilişkin iç hukukunu bu gelişmeler ışığında gözden geçirmesi gerekebilir. Ayrıca, Türk teknoloji şirketlerinin de uluslararası standartlara uyum sağlaması, yabancı yatırımcılar için güven ortamı yaratacaktır.