ABD Yüksek Mahkemesi, Amerikan enerji şirketi ExxonMobil'in, Fidel Castro döneminde kamulaştırılan varlıkları için Küba hükümetinden tazminat talep etmesine olanak tanıyan bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, ABD'li şirketlerin Küba'da devrim sonrası el konulan mülkleri için dava açabilmesinin yolunu açarken, uluslararası hukukta tazminat konusunda yeni bir tartışma başlattı. Dava, ExxonMobil'in 1960 yılında Castro yönetimi tarafından kamulaştırılan tesisleri için 60 yılı aşkın süredir devam eden hukuki mücadelesinde bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Davaya ilişkin Arka Plan ve Hukuki Süreç
ExxonMobil, 1960 yılında Küba hükümeti tarafından el konulan petrol rafinerisi ve diğer varlıkları için tazminat talep ediyor. Şirket, 2016 yılında ABD mahkemelerinde Küba'ya karşı dava açtı. ABD'nin 1996 tarihli Helms-Burton Yasası'nın III. başlığı, ABD vatandaşlarına, Küba hükümetinin el koyduğu mülkler için ABD mahkemelerinde dava açma hakkı tanıyor. Ancak bu madde, 1996'dan bu yana her ABD başkanı tarafından 6 aylık periyotlarla askıya alınmıştı. Trump yönetimi döneminde bu askıya alma sona erdirildi ve ExxonMobil bu fırsatı değerlendirdi.
Alt mahkemeler, Küba'nın egemen dokunulmazlığı ilkesini gerekçe göstererek davayı reddetmişti. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi, Helms-Burton Yasası'nın eyalet dokunulmazlığına ilişkin federal yasaların üstünde olduğuna hükmederek davayı yeniden canlandırdı. Karar, Yargıç Clarence Thomas tarafından kaleme alındı ve 9 üyeli mahkemenin 6-3 oyuyla kabul edildi. Karşı oy kullanan liberal kanat, bu tür davaların uluslararası hukukta egemen dokunulmazlık ilkesini zedelediğini savundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, ABD ile Küba arasındaki gergin ilişkileri yeniden alevlendirebilir. Biden yönetimi, Trump döneminde sıkılaştırılan ambargo politikalarını kısmen gevşetmişti. Yüksek Mahkeme kararı, özellikle Avrupa ve Kanada merkezli şirketlerin Küba'da faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Zira Helms-Burton Yasası, Küba'da kamulaştırılan mülkleri kullanan yabancı şirketleri de hedef alıyor. Küba hükümeti, kararı 'kabul edilemez' olarak nitelendirirken, ABD şirketlerinin bu yolla Küba'nın egemenliğine müdahale ettiğini savunuyor. Küba Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, bu tür davaların uluslararası hukuka ve egemenlik ilkesine aykırı olduğunu belirtti.
Uzmanlar, kararın sadece Küba ile sınırlı kalmayabileceğini, benzer kamulaştırma davalarında diğer ülkeler için de emsal teşkil edebileceğini ifade ediyor. Özellikle Venezüella, İran ve Kuzey Kore gibi ABD yaptırımları altındaki ülkelerde aktif olan ABD şirketleri için yeni dava yolları açılabilir. Ancak bu durum, ABD'nin yabancı yatırımcıları koruma konusundaki uluslararası itibarını da zedeleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de kamulaştırma geçmişi olan veya yaptırım riski taşıyan bölgelerde faaliyet gösteren Türk şirketleri için dolaylı etkiler yaratabilir. ABD mahkemelerinin bu tür davalara yeşil ışık yakması, ileride Türk şirketlerinin de benzer tazminat davalarıyla karşı karşıya kalma riskini artırabilir. Ayrıca Türkiye'nin Küba ile ticari ilişkileri sınırlı olsa da, kararın NATO müttefiki ABD ile ilişkilerde hukuki bir emsal oluşturması ve uluslararası yatırım anlaşmazlıklarındaki genel eğilimi etkilemesi mümkündür. Dış politika açısından, Türkiye'nin Havana ile ilişkilerinde bu kararın yaratabileceği gerilimleri dengelemesi gerekebilir.