ABD Yüksek Mahkemesi, 14. Değişiklik kapsamında doğuştan vatandaşlık hakkını anayasal güvence altına alarak Başkan Donald Trump’ın bu hakkı kısıtlama planını geçersiz kıldı. Mahkeme, 6’ya 3 oyla alınan kararda, ABD topraklarında doğan herkesin vatandaşlığa hak kazandığına hükmetti. Başkan Trump’ın idari kararnameyle bu hakkı daraltma girişimi, göçmenlik ajandasının temel taşlarından biriydi. Muhafazakâr yargıçlar Clarence Thomas, Samuel Alito ve Neil Gorsuch ise karşı oy kullandı. Yargıçlar Thomas ve Alito, bu hakkın 14. Değişiklik’in metninde açıkça yer almadığını savunurken çoğunluk, tarihsel emsaller ve değişikliğin amacına atıfta bulundu.
Kararın Gerekçeleri ve Yargıçların Görüşleri
Mahkeme çoğunluğu, 14. Değişiklik’in 1868’de kabul edilmesinden bu yana doğuştan vatandaşlığın tartışmasız bir hak olduğunu vurguladı. 1898’deki United States v. Wong Kim Ark davasında Yüksek Mahkeme, Çinli göçmen bir ailenin çocuğunun doğuştan vatandaşlığını onamıştı. Trump yönetimi ise bu emsalin yalnızca yasal daimi ikamet sahiplerini kapsadığını, belgesiz göçmenlerin çocuklarını kapsamadığını ileri sürmüştü. Çoğunluk görüşünde Yargıçlar, “Doğuştan vatandaşlık, Amerikan ulusal kimliğinin temelidir; ikamet türüne göre ayrım yapmak Anayasa’ya aykırıdır” ifadesine yer verdi. Muhalif yargıçlar ise Kongre’nin bu konuda düzenleme yetkisine sahip olduğunu ve mahkemenin yasama organının rolünü gasp ettiğini savundu.
Karar, Trump’ın 2020 seçim kampanyasının merkezinde yer alan göçmenlik vaatlerinden birini boşa çıkardı. Trump, seçim sürecinde belgesiz göçmenlerin ABD’de doğan çocuklarının vatandaşlık hakkını bitirme sözü vermişti. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Mahkeme, ulusal egemenliğimizi koruma çabalarımıza darbe vurdu” denilirken, sivil toplum kuruluşları kararı “insan hakları zaferi” olarak nitelendirdi. Amerika Göçmenlik Konseyi, bu kararın yaklaşık 4,5 milyon ABD doğumlu çocuğun vatandaşlık statüsünü koruduğunu belirtti.
Küresel Etkiler ve Tartışmalar
ABD, doğuştan vatandaşlık uygulayan az sayıda gelişmiş ülkeden biri. Kanada, Meksika ve çoğu Latin Amerika ülkesinde benzer uygulamalar mevcutken, Avrupa ülkelerinin çoğu vatandaşlığı kan bağına dayandırıyor. Karar, uluslararası göçmenlik politikaları tartışmalarında ABD’nin istisnai konumunu pekiştirdi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kararı “vatansızlığın önlenmesi açısından olumlu” buldu. Öte yandan, Avrupa’daki milliyetçi partiler kararı eleştirerek, “ABD anlaşılmaz bir hata yaptı” yorumunu yaptı. Göçmenlik karşıtı gruplar ise konuyu Kongre’ye taşımayı ve anayasa değişikliği için kampanya başlatmayı planlıyor. Hukukçular, bu tür bir değişikliğin Kongre’de üçte iki çoğunluk ve eyaletlerin dörtte üçünün onayı gerektirdiğini, bu nedenle pratikte imkânsız olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de doğuştan vatandaşlığın anayasal güvence altına alınması, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde doğrudan bir değişiklik yaratmasa da, küresel göçmenlik politikaları bağlamında önem taşıyor. Türkiye, geçici koruma altındaki Suriyeliler de dahil olmak üzere geniş bir göçmen nüfusuna ev sahipliği yapıyor. ABD’deki bu karar, vatandaşlık hukuku tartışmalarında Türkiye’nin kendi politikalarını şekillendirirken bir referans noktası oluşturabilir. Özellikle, Türkiye’nin sınırları içinde doğan herkese vatandaşlık vermemesi ve vatandaşlığı daha çok kan bağına dayandırması, bu kararın Türkiye’de doğrudan bir yansıması olmayacağını gösteriyor. Ancak, uluslararası normlara uyum ve insan hakları söylemi açısından karar, Ankara’nın göçmen politikalarında daha kapsayıcı adımlar atması yönünde sembolik bir baskı unsuru olabilir. Ayrıca, ABD’de yaşayan Türk toplumu için doğuştan vatandaşlık hakkının devamı, çocuklarının statüsü açısından güvence sağlıyor.