ABD Yüksek Mahkemesi, ünlü avukat ve hukuk profesörü Alan Dershowitz'in CNN aleyhine açtığı hakaret davasını görüşmeyi reddetti. Mahkemenin bu kararı, yaygın olarak basın özgürlüğü zaferi olarak yorumlanırken, muhafazakâr kanattan Yargıç Clarence Thomas, mahkemenin basını hakaret davalarından koruyan önceki içtihatlarını "yeniden gözden geçirmesi" gerektiğini belirtti. Dershowitz, CNN'in kendisi hakkında yayımladığı bir yorumun iftira niteliği taşıdığını iddia ederek 2019 yılında dava açmıştı. Dava, özellikle Trump dönemi siyasi tartışmalarının hukuki boyutunu yansıtmasıyla dikkat çekmişti.
Davanın arka planı ve hukuki dayanaklar
Harvard Hukuk Fakültesi emekli profesörü Alan Dershowitz, CNN'in kendisi hakkında yayımladığı bir yorumda, eski Başkan Donald Trump'ın azil sürecinde yanlış beyanlarda bulunduğu iddiasının iftira niteliği taşıdığını öne sürmüştü. Dershowitz, Trump'ın ilk azil davasında başkanlık yetkileri konusunda ifade vermiş, CNN muhabiri Brian Stelter ise bir yazısında Dershowitz'in "Trump yönetimine söylediğinin tam tersi yönde tavsiyeler verdiğini" iddia etmişti. Dershowitz bu yorumun gerçek dışı olduğunu ve kariyerine zarar verdiğini savunarak 50 milyon dolarlık tazminat talep etmişti.
Alt mahkemeler, davayı ABD'nin basın özgürlüğünü geniş yorumlayan içtihatları kapsamında reddetmişti. Özellikle 1964 tarihli New York Times v. Sullivan kararı, kamuya mal olmuş kişilerin iftira davalarında "gerçek kötü niyet" (actual malice) standardını aramakta; yani davacının haberin bilerek yanlış ya da gerçeğe aykırılığı umursamazca üretildiğini kanıtlaması gerekmektedir. Dershowitz, bu standardın karşılandığını iddia etse de mahkemeler aksine hükmetmişti.
Yüksek Mahkeme'nin davayı kabul etmemesi, Dershowitz'in bu yöndeki son hukuki çabasının da başarısız olduğu anlamına geliyor. Ancak Yargıç Clarence Thomas'ın ayrı bir görüşle mahkemenin önceki içtihadını sorgulaması, ileride basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengenin yeniden ele alınabileceğine işaret ediyor.
Yargıç Thomas'ın çağrısı ve olası sonuçlar
Yargıç Thomas, New York Times v. Sullivan kararının "Birleşik Devletler Anayasası'nın orijinal anlamına uygun olmadığını" ve "modern teknoloji çağında medyanın gücü göz önüne alındığında mahkemenin bu içtihadı yeniden değerlendirmesi gerektiğini" yazdı. Thomas daha önce de benzer ifadeler kullanmıştı ancak bu kez içtihadın tamamen kaldırılması veya değiştirilmesi yönünde net bir çağrı yaptı. Bu görüş, muhafazakâr yargı çevrelerinde basın özgürlüğüne yönelik artan eleştirilerle uyumlu. Thomas'a göre, günümüzde medya kuruluşları "neredeyse dokunulmaz" bir konuma sahip ve bu durum kişilik haklarını ihlal ediyor.
Thomas'ın bu çağrısı, Yüksek Mahkeme'nin ideolojik dengesi göz önüne alındığında ileride benzer davalarda farklı sonuçlar doğurabilir. Şu anki mahkeme 6-3 muhafazakâr çoğunluğa sahip olsa da, Thomas'ın görüşü diğer muhafazakâr yargıçlar tarafından henüz paylaşılmıyor. Ancak uzmanlar, özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması ve dezenformasyon tartışmalarının artmasıyla birlikte, fikrî mülkiyet ve ifade özgürlüğü alanlarındaki içtihadların yeniden sorgulanabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'deki basın özgürlüğü ve ifade hukuku tartışmalarına dolaylı da olsa ışık tutuyor. Türkiye'de de benzer şekilde kamuya mal olmuş kişilerin açtığı yüksek tazminatlı hakaret davaları sıklıkla gündeme geliyor ve bu davalar basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratabiliyor. ABD Yüksek Mahkemesi'nin içtihadını koruması, uluslararası alanda ifade özgürlüğü lehine bir referans olarak kullanılabilecekken, Türk mahkemelerinin bu tür davalarda daha farklı standartlar uygulaması basın üzerindeki baskıyı artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ifade özgürlüğü standartlarına uyum konusu gündeme geldikçe, bu tür uluslararası emsal kararların önemi artıyor.