ABD ve İran, hafta sonu yaşanan çatışmaların ardından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü ele geçirdiklerini iddia etti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Pazar gecesi sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları'nın deniz unsurlarına yönelik 'yeni bir saldırı dalgasını' başarıyla tamamladığını duyurdu. CENTCOM, operasyon kapsamında İran'ın insansız hava araçları, hızlı saldırı botları ve sahil güvenlik tesislerinin hedef alındığını belirtti. İran ise kısa süre içinde yaptığı karşı açıklamada, boğazın kendi kontrolü altında olduğunu ve ABD'nin bölgedeki varlığının kabul edilemez olduğunu ilan etti. Bu gelişmeler, iki ülke arasında son haftalarda artan gerilimin ardından geldi ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya neden oldu. Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir su yolu olarak uluslararası ticaret için hayati önem taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Hürmüz Boğazı'ndaki bu son çatışma, ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden gerginliğin en son halkası. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar, özellikle 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla derinleşmişti. Son haftalarda İran'ın, İsrail ve ABD hedeflerine yönelik saldırıları artırdığı bildiriliyor. CENTCOM, son operasyonun İran'ın bölgedeki saldırı kapasitesini zayıflatmak için planlandığını ifade etti. Operasyon kapsamında İran'ın Basra Körfezi'ndeki deniz üsleri ve füze rampaları da vuruldu. İran ise misilleme tehdidinde bulunarak, boğazdan geçen kendi gemilerinin güvenliğini sağlayacağını duyurdu. Her iki taraf da diplomatik çözüm arayışlarına atıfta bulunmazken, gerilimin daha da tırmanabileceği endişesi hakim.
Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, sadece askeri değil aynı zamanda ekonomik açıdan da kritik. Boğaz, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi büyük petrol üreticilerinin enerji ihracatı için ana geçiş noktası. Herhangi bir aksama, küresel petrol fiyatlarında ani artışlara yol açabiliyor. Hafta sonu çatışmalarının ardından petrol fiyatları yüzde 5'in üzerinde yükseldi. Uzmanlar, boğazın tamamen kapanması halinde küresel enerji arzında ciddi kesintiler yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. ABD, bölgede serbest gemi geçişini sağlamak için müttefikleriyle birlikte deniz devriyelerini artırmış durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu çatışma, sadece ABD ve İran arasında değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, BAE ve İsrail gibi bölgesel aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve BAE, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını desteklerken, İran ise Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah gibi müttefikleri aracılığıyla etki alanını genişletmeye çalışıyor. İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini sık sık dile getirirken, son gelişmeleri 'bölgesel istikrara yönelik bir tehdit' olarak nitelendirdi. Rusya ve Çin ise taraflara itidal çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplantı talepleri şimdilik sonuçsuz kaldı. Küresel piyasalarda belirsizlik hakim; yatırımcılar, çatışmanın genişlemesi halinde enerji fiyatlarının daha da yükselebileceğinden endişe ediyor.
Çatışmanın bölgesel yansımaları da dikkat çekiyor. Basra Körfezi'ndeki deniz ticareti sekteye uğrayabilir, sigorta primleri yükseliyor. Bölge ülkeleri, olası bir kriz durumunda alternatif enerji rotaları arayışına girmiş durumda. Ancak Hürmüz Boğazı'nın coğrafi olarak ikamesi zor; bu nedenle herhangi bir kesinti küresel etkiler yaratabilir. Diğer yandan, bu tür gerginlikler, ABD ve İran arasında doğrudan bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Her iki taraf da savaş istemediklerini söylese de, yanlış hesaplamalar ve provokasyonlar sıcak çatışmayı tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Boğazın güvenliğinin tehlikeye girmesi, petrol ve doğal gaz fiyatlarında artışa yol açarak Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükseltebilir. Aynı zamanda Türkiye, bölgede artan gerilime karşı diplomatik girişimlerde bulunarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak Türkiye'nin İran ile ticari ve enerji ilişkileri, krizden en az zararla çıkılması için dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor. ABD ile ittifak ilişkileri de bu bağlamda önem taşıyor. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ekonomik istikrarını tehdit edebileceğinden, Türk dış politikasının bu krizi yakından izlemesi bekleniyor.