Washington ve Tahran arasında yıllardır süren dolaylı müzakerelerin ardından, ABD ve İran'ın uzun süredir üzerinde çalıştığı çerçeve anlaşmasının Pazar günü imzalanabileceği belirtiliyor. Ancak Tahran’dan gelen açıklamalar, anlaşmanın takvimine ilişkin belirsizlikleri artırıyor. Reuters’ın aktardığına göre, ABD'li ve Pakistanlı yetkililer Pazar günü bir imza töreni öngörse de, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, müzakerelerin devam ettiğini ve henüz nihai bir karara varılmadığını ifade etti. Anlaşmanın ana hatları, ABD’nin İran’ın nükleer programına ilişkin endişelerini gidermeyi ve buna karşılık olarak yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını içeriyor. Görüşmelerin son aşamasında, bölgesel güçler ve uluslararası aktörlerin de dahil olduğu geniş katılımlı bir mutabakat hedefleniyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Ayrıntılar
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), ABD’nin 2018’de tek taraflı olarak çekilmesiyle askıya alınmıştı. O tarihten bu yana İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak nükleer anlaşmanın sınırlarını aşmış durumda. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) son raporunda, İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiğini ve bu oranın askeri kullanıma oldukça yakın olduğunu belirtiyor. Yeni anlaşmanın ana hatları arasında, İran’ın zenginleştirme seviyesinin düşürülmesi, mevcut stokların azaltılması ve UAEA’nın tahribatsız denetimlerine izin verilmesi gibi maddeler yer alıyor. Buna karşılık ABD, İran’a uygulanan petrol ve bankacılık yaptırımlarını kademeli olarak kaldırmayı ve dondurulan İran varlıklarını serbest bırakmayı vaat ediyor. Pakistan’ın arabuluculuk rolü ise dikkat çekiyor; İslamabad’ın her iki tarafla da güçlü bağları bulunuyor.
Anlaşmanın imzalanması halinde, tarafların 60 gün içinde yükümlülüklerini yerine getirmeye başlaması bekleniyor. Ancak İran’ın iç siyasetinde muhafazakâr kanadın anlaşmaya şüpheyle yaklaştığı ve Dini Lider Hamaney’in onayı olmadan nihai bir adım atılmasının zor olduğu biliniyor. ABD tarafında ise Kongre’nin anlaşmayı onaylama süreci ve özellikle Cumhuriyetçi milletvekillerinin itirazları süreci zorlaştırabilir. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Anlaşma henüz bitmedi, ancak tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz” ifadeleri kullanıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olası bir ABD-İran anlaşması, Orta Doğu’da dengeleri kökten değiştirecek potansiyele sahip. İran’ın nükleer programının sınırlandırılması, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin güvenlik endişelerini bir ölçüde azaltabilir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmaya karşı çıkarken, Suudi Arabistan ise daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, “Bölgesel güvenlik için nükleer yayılmanın önlenmesi şart” diyerek anlaşmayı dolaylı olarak desteklediklerini ima etti. Öte yandan, anlaşmanın başarısız olması halinde İran’ın nükleer eşiği geçmesi ve bölgede yeni bir silahlanma yarışının başlaması riski bulunuyor. Küresel enerji piyasaları da anlaşmaya duyarlı; İran’ın petrol ihracatının artması halinde ham petrol fiyatlarında düşüş bekleniyor. Uzmanlar, anlaşmanın imzalanması halinde İran’ın günlük 1-1,5 milyon varil ek ihracat kapasitesine ulaşabileceğini tahmin ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 500 kilometreyi aşan kara sınırı ve derin ekonomik bağları nedeniyle anlaşmanın sonuçlarından doğrudan etkilenecek. Anlaşma sağlanırsa, İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi Türkiye-İran ticaretini canlandırabilir; doğal gaz ve petrol ithalatında maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak bölgesel rekabet bağlamında, İran’ın ekonomik olarak güçlenmesi, Suriye ve Irak’taki nüfuz mücadelesinde Türkiye’nin elini zorlaştırabilir. Ayrıca, anlaşmanın başarısız olması halinde tırmanan gerilim, Türkiye’nin enerji güvenliği ve sınır güvenliği açısından risk oluşturabilir. Ankara’nın, hem Washington hem de Tahran’la diyaloğu sürdürerek anlaşma sürecinde dengeleyici bir rol üstlenmesi bekleniyor.