WASHINGTON - ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, savaş suçlarını kovalayan Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yönelik kapsamlı yaptırımlar hazırladığı ve bu yaptırımları yakın zamanda açıklamayı planladığı, konuya yakın iki kaynağa dayandırılarak bildirildi. Söz konusu adımın, Washington'un küresel mahkemeye yönelik saldırısını daha da tırmandıracağı belirtiliyor. Kaynaklar, yaptırımların mahkemenin tamamını hedef alacağını ve önümüzdeki günlerde duyurulabileceğini ifade etti. Bu gelişme, ABD'nin Afganistan, İsrail ve Filistin topraklarındaki olası savaş suçlarına ilişkin UCM soruşturmalarına karşı uzun süredir devam eden tepkisinin son halkası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2002 yılında Roma Statüsü ile kurulmuş, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçlarını soruşturmak ve kovuşturmakla yetkili uluslararası bir yargı organıdır. ABD, mahkemeye taraf olmasa da, UCM'nin vatandaşları veya müttefikleri üzerinde yargı yetkisi iddia etmesi durumunda uzun süredir endişe duymaktadır. Özellikle 2020'de UCM savcılığının Afganistan'daki çatışmalarda ABD askerleri tarafından işlenen olası savaş suçlarını soruşturma kararı, o dönemki Trump yönetiminin sert tepkisiyle karşılaşmış ve o zamanki Başsavcı Fatou Bensouda ile üst düzey bir yardımcısına yaptırım uygulanmıştı.
Trump'ın ikinci döneminde, yönetimin UCM'ye yönelik tutumu daha da sertleşti. 2024 yılında UCM savcılığı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hamas liderleri hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama emri çıkarma sürecini başlattı. Bu adım, ABD Kongresi'nde iki partiden de tepki çekmiş ve UCM yetkililerine yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarıları gündeme gelmişti. Şimdi ise yönetimin, mahkemenin tamamını hedef alan daha geniş kapsamlı yaptırımlar üzerinde çalıştığı belirtiliyor.
Kaynaklara göre, hazırlanan yaptırım paketi, UCM personelinin mal varlıklarının dondurulması, seyahat yasakları ve mahkemeyle iş yapan kuruluşlara yönelik ikincil yaptırımları içerebilir. Ayrıca, ABD'nin UCM'ye destek veren ülkelere veya kurumlara da baskı yapabileceği ifade ediliyor. Yaptırımların ne zaman ve hangi kapsamda açıklanacağı netlik kazanmasa da, yönetimin bu konuda kararlı olduğu vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırım hazırlığı, uluslararası hukuk düzeni ve küresel yargı mekanizmaları açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek nitelikte. UCM, 124 ülke tarafından tanınan ve uluslararası adaletin temel taşlarından biri olarak görülen bir kurum. ABD'nin mahkemeye yaptırım uygulaması, diğer ülkelerin de benzer adımlar atmasına yol açabilir ve uluslararası ceza adaleti sistemini zayıflatabilir.
Avrupa Birliği ve birçok insan hakları örgütü, UCM'nin bağımsızlığını ve tarafsızlığını savunuyor. ABD'nin yaptırımları, transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir. Özellikle UCM'ye güçlü destek veren Avrupa ülkeleri, Washington'un bu adımını protesto edebilir. Öte yandan, İsrail yanlısı bazı çevreler, UCM'nin İsrail'e karşı "çifte standart" uyguladığını savunarak yaptırımları olumlu karşılayabilir.
Bu gelişme, ABD'nin uluslararası kurumlardan giderek daha fazla uzaklaştığı ve çok taraflılık yerine tek taraflı adımları tercih ettiği yönündeki eğilimin bir parçası olarak okunuyor. Trump yönetimi, daha önce Dünya Sağlık Örgütü'nden çekilme, Paris İklim Anlaşması'ndan ayrılma ve İran nükleer anlaşmasından çıkma gibi adımlarla uluslararası düzenden kopuşunu göstermişti. UCM'ye yönelik yaptırımlar da bu politikaların devamı niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olmasa da, UCM'nin uluslararası hukuk düzenindeki rolünü ve bağımsızlığını önemsemektedir. ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vererek küresel istikrarsızlığı artırabilir. Türkiye'nin son dönemde İsrail'e karşı tutumu ve Filistin davasına verdiği destek göz önüne alındığında, UCM'nin İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturmaları Ankara için önem taşımaktadır. ABD'nin yaptırımları, UCM'nin bu soruşturmaları yürütme kapasitesini sınırlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve adalet arayışında çok taraflı kurumlara verdiği önem, bu gelişmeyi dikkatle izlemesini gerektirmektedir.