ABD Ulusal Bilim Vakfı (NSF), güvenlik riskleri ile uluslararası işbirliğinin faydalarını dengeleme yaklaşımından vazgeçerek, kısıtlı kurumlar listesinde yer alan Çinli araştırma kurumları ve bu kurumların çalışanlarıyla işbirliğini tamamen yasaklayan yeni bir politika uygulamaya hazırlanıyor. NSF Direktörü Sethuraman Panchanathan tarafından 15 Mart 2025'te duyurulması beklenen karar, Çin'in teknolojik yükselişine karşı ABD'nin bilimsel ekosisteminde korumacı önlemleri artıran son hamle olarak dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Güvenlik-İşbirliği Dengesi Son Buluyor
NSF'nin yeni politikası, 2022 yılında yürürlüğe giren ve belirli Çinli kurumları 'yabancı varlık kontrolü' kapsamında kısıtlayan federal düzenlemelerin bir uzantısı olarak görülüyor. Özellikle Çin'in Beihang Üniversitesi, Ulusal Savunma Teknolojisi Üniversitesi gibi kurumları, ABD Ticaret Bakanlığı'nın 'Kurumlar Listesi'nde yer alıyor. Ancak NSF, şimdiye kadar bu kurumlarla dolaylı veya sınırlı işbirliklerine izin veriyor, sadece ulusal güvenliği tehdit eden projeleri engelliyordu. Yeni politika ile tüm doğrudan ve dolaylı işbirlikleri yasaklanacak. NSF verilerine göre, mevcut fonlanan projelerin yaklaşık %3'ü bu kapsama giriyor ve yıllık 150 milyon dolarlık bir bütçeyi etkiliyor. Karar, ABD Kongresi'ndeki Çin karşıtı seslerin baskısı ve geçtiğimiz aylarda bir NSF fonlu projede Çinli bir araştırmacının hassas verilere eriştiği iddiasıyla ortaya çıkan güvenlik endişeleri sonrası hızlandı.
Uzmanlara göre, bu adım ABD'nin bilimsel açıklık geleneğinden ödün vermesi anlamına geliyor. Stanford Üniversitesi'nden bilim politikası uzmanı Dr. Jennifer Granick, 'NSF, Soğuk Savaş döneminde bile Sovyetler Birliği ile temel bilim alanında işbirliğine sıcak bakıyordu. Şimdi ise Çin ile her türlü işbirliğini potansiyel tehdit olarak görüyor' yorumunu yapıyor. NSF yetkilileri ise politikanın yalnızca ulusal güvenlik risklerini minimize etmeyi amaçladığını ve bilimsel ilerlemenin önünde bir engel teşkil etmediğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Teknoloji Savaşları Yeni Boyut Kazanıyor
Bu karar, ABD-Çin arasındaki teknoloji rekabetinde yeni bir cephe açıyor. Daha önce yarı iletkenler, yapay zeka ve kuantum bilişim gibi kritik alanlarda ihracat kontrolleri uygulayan Washington, şimdi de temel bilim araştırmalarını hedef alıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, gelişmeyi 'bilimsel milliyetçilik' olarak nitelendirirken, Pekin yönetiminin kendi araştırma fonlarını artırarak yanıt verebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği ise bu tür tek taraflı yasakların küresel bilimsel işbirliğini zedeleyeceği endişesini taşıyor. Özellikle iklim değişikliği ve salgın hastalıklar gibi sınır aşan sorunlarda uluslararası işbirliğinin sekteye uğraması riski bulunuyor. Çin'in dünya bilimsel yayınlarının %25'ini ürettiği ve uluslararası patent başvurularında ilk sırada olduğu düşünüldüğünde, bu kararın küresel inovasyon ekosistemi üzerinde önemli etkileri olması bekleniyor. ABD'deki bazı üniversiteler, Çinli araştırmacıların katkısı olmadan birçok projenin tamamlanamayacağını savunarak karara itiraz ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile Çin arasındaki bu gerilimde dengeli bir konum izlemeye çalışıyor. Bir yandan NATO üyesi olarak ABD'nin güvenlik kaygılarını anlamakla birlikte, diğer yandan Çin ile artan ticari ve teknolojik işbirliği (Örneğin, Huawei ile 5G anlaşmaları, Belt and Road projeleri) nedeniyle bu yasaktan dolaylı olarak etkilenebilir. Türk araştırma üniversiteleri, NSF fonlu projelerde Çinli ortaklarla çalışıyorsa bu projelerde aksamalar yaşanabilir. Ayrıca Türkiye'nin kendi teknoloji hamlesi (Milli Teknoloji Hamlesi) kapsamında dışa bağımlılığı azaltma çabalarına bu gelişme, alternatif işbirliklerine yönelme fırsatı sunabilir. Küresel bilimsel işbirliğinin daralması ise orta vadede Türkiye'nin uluslararası Ar-Ge ağlarına erişimini zorlaştırabilir.