ABD’de tüketici güveni endeksi, Haziran ayında beklentilerin üzerinde bir artış göstererek Nisan ayındaki rekor düşük seviyesinden hafif bir toparlanma kaydetti. Michigan Üniversitesi tarafından açıklanan nihai verilere göre, tüketici güven endeksi Mayıs ayındaki 58,4 seviyesinden Haziran’da 62,3’e yükseldi. Ancak bu seviye, enflasyonun 1980’lerden bu yana en yüksek seyrini sürdürmesi ve faiz artırımlarının tüketiciler üzerinde yarattığı baskı nedeniyle hâlâ tarihsel olarak oldukça düşük bir noktada bulunuyor. Endeks, Nisan ayında tüm zamanların en düşük seviyesi olan 59,2’yi görmüştü. Artışta en büyük etken, son haftalarda gerileyen ortalama benzin fiyatları oldu. ABD genelinde galon başına ortalama benzin fiyatı, 5 doların üzerindeki zirvesinden yaklaşık 50 sent düşerek Haziran sonunda 4,90 dolar civarına geriledi. Bu düşüş, özellikle dar gelirli haneler için nefes aldırıcı bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, gıda ve kira gibi temel ihtiyaç kalemlerindeki fiyat artışları sürerken, tüketiciler geleceğe yönelik beklentilerinde temkinli olmaya devam ediyor.
Enflasyon ve Faiz Artışlarının Gölgesinde İyimserlik Kırılgan
Michigan Üniversitesi’nin Tüketici Anketleri Direktörü Joanne Hsu, yaptığı açıklamada, tüketicilerin enflasyon baskılarını hâlâ ciddi şekilde hissettiğini, ancak benzin fiyatlarındaki geçici düşüşün moralleri kısmen yükselttiğini belirtti. Hsu, “Tüketiciler, enflasyonun ne zaman kontrol altına alınacağına dair belirsizlikle boğuşuyor. Kısa vadeli iyimserlik, uzun vadeli endişeleri tam olarak gidermiş değil” dedi. Verilere göre, tüketicilerin 12 aylık enflasyon beklentisi %5,3 ile bir önceki aydaki %5,4 seviyesinden sadece hafif geriledi. 5-10 yıllık enflasyon beklentileri ise %3,1 ile nispeten sabit kaldı. Bu durum, Fed’in faiz artırım patikasının süreceğine işaret ediyor. Fed, Mayıs ayında politika faizini 50 baz puan artırarak 2000’li yılların başından bu yana en büyük sıkılaştırmayı yapmış, Haziran ayında ise 75 baz puanlık bir artış daha gerçekleştirmişti. Yılın ikinci yarısında da benzer adımların atılması bekleniyor. Tüketici güvenindeki zayıflık, kişisel tüketim harcamalarının yavaşlayabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. ABD ekonomisi büyük ölçüde tüketici harcamalarına dayandığı için, bu durum resesyon korkularını canlı tutuyor. İlk çeyrekte %1,5 küçülen ekonominin ikinci çeyrekte de daralması halinde resesyon tanımı oluşabilir.
Küresel Ekonomi İçin Sinyaller: Daralma mı, Yumuşak İniş mi?
ABD tüketici güvenindeki seyir, sadece Amerikan ekonomisi için değil, küresel büyüme dinamikleri açısından da kritik önem taşıyor. Dünyanın en büyük ekonomisindeki talep daralması, ihracat odaklı gelişmekte olan ülkeleri de olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, enerji fiyatlarındaki yüksek seyir, ABD’deki benzin fiyatlarının daha da düşmesini sınırlayabilir. OPEC+ ülkelerinin üretim kısıtlamaları devam ederken, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle enerji arzına ilişkin belirsizlikler sürüyor. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) da Temmuz ayında faiz artırımına başlaması bekleniyor. Küresel çapta merkez bankalarının eş zamanlı sıkılaştırması, büyüme üzerinde baskı yaratıyor. IMF, Nisan ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunda küresel büyüme tahminini %3,6’ya düşürmüştü. Yeni tahminlerde bu oranın daha da aşağı çekilebileceği konuşuluyor. ABD’deki tüketici güveni verisi, ekonominin yavaşlamasına rağmen enflasyonla mücadelede daha fazla adım atılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu “stagflasyonist” görünüm, piyasalar için en kötü senaryolardan biri olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tüketici güvenindeki düşük seyir ve enflasyonla mücadele kapsamında agresif faiz artırımları, Türkiye ekonomisi için iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, ABD’de faizlerin yükselmesi, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışını hızlandırarak Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir. İkincisi, ABD talebindeki zayıflama, Türkiye’nin ihracat pazarlarını daraltarak büyüme hedeflerini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, küresel enerji fiyatlarının yüksek seyri, Türkiye’nin cari açık ve enflasyon sorununu derinleştirmeye devam ediyor. Bu nedenle, Fed’in politika adımları ve ABD ekonomisinin gidişatı, Türkiye’nin kırılgan ekonomik dengeleri açısından yakından izlenmesi gereken bir parametre olarak öne çıkıyor.