İran’daki savaş, ABD’nin azalan deniz gücünü bir kez daha gündeme taşıdı. Uzmanlara göre, Amerikan tersanelerinin yeniden canlandırılması için piyasa mekanizması yeterli değil; devlet müdahalesi şart. The National Interest’te yayımlanan bir analiz, ABD’nin ticari gemi inşa kapasitesinin dibe vurduğunu, askeri tersanelerin ise bakım ve modernizasyon ihtiyacıyla boğuştuğunu ortaya koyuyor.
Çöküşün arka planı
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD, ticari gemi inşasını neredeyse tamamen Asya’ya devretti. 1980’lerde dünya ticari gemi inşasının yüzde 10’undan fazlasını karşılayan Amerikan tersaneleri, bugün sadece yüzde 0,1’lik bir paya sahip. Bunun sonucunda, ABD bayraklı ticaret filosu da ciddi şekilde küçüldü. Bugün ABD’nin elindeki ticari gemilerin sayısı 180’e kadar düşmüş durumda. Oysa Çin, 6.000’den fazla ticari gemiye sahip.
Askeri tersaneler ise farklı bir sorunla karşı karşıya. Donanmanın savaş gemileri, bakım ve onarım için aylarca sırada bekliyor. Örneğin, 2023 yılı itibarıyla ABD Donanması’ndaki 293 gemiden sadece 100’ü herhangi bir anda tam operasyonel durumdaydı. Geri kalanlar bakım, modernizasyon veya bekleme aşamasında. Bu durum, özellikle İran gibi bir bölgesel güce karşı olası bir çatışmada ABD’nin deniz üstünlüğünü tehdit ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran’daki savaş senaryosu, ABD’nin deniz lojistiğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Amerikan savaş gemileri, bakım ve ikmal için Hint-Pasifik bölgesindeki müttefik limanlara bağımlı. Ancak bu limanların çoğu Çin’in etkisi altında. Pekin, Sri Lanka, Pakistan ve Myanmar’daki liman altyapısına yaptığı yatırımlarla ABD’nin hareket alanını daraltıyor.
Uzmanlar, ABD’nin tersanelerini yeniden inşa etmesi için 20 yıldan uzun bir süre ve yüz milyarlarca dolar gerektiğini belirtiyor. Ancak mevcut siyasi iklimde bu yatırımın yapılıp yapılamayacağı belirsiz. Trump yönetimi döneminde başlatılan “Deniz Gücü İnisiyatifi” büyük ölçüde rafa kalktı. Biden yönetimi ise daha çok iklim ve yeşil denizciliğe odaklanmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin deniz gücündeki bu zafiyet, Türkiye için hem fırsat hem risk anlamına geliyor. Bir yandan Ankara’nın gelişen tersane ve gemi inşa kapasitesi, bölgesel bir deniz gücü olarak öne çıkmasını sağlayabilir. Diğer yandan ABD’nin Çin’e karşı denizlerde zayıflaması, Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirebilir. Türkiye’nin deniz ticaret filolarının büyüklüğü ve tersane altyapısı, küresel arz zinciri krizlerinde kritik bir rol üstlenmesine imkân tanıyor. Ancak Ankara’nın, ABD’nin azalan deniz varlığı nedeniyle oluşacak güç boşluğunu doldurma konusunda temkinli olması gerekiyor. Zira böyle bir boşluk, Çin’in Doğu Akdeniz’e daha fazla nüfuz etmesine yol açabilir.