Kanada, ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin politikaları ve yeni tarifeleri nedeniyle 88 adede kadar F-35 savaş uçağının satın alınmasını içeren anlaşmayı yeniden değerlendiriyor. Ontario Başbakanı Doug Ford, Trump'ın son tarifeleri karşısında Amerikan savaş uçaklarına milyarlarca dolar harcamanın 'hiçbir mantıklı gerekçesi olmadığını' söyledi. Bu açıklama, Kanada hükümetinin F-35 alımına yönelik bir yıldır sürdürdüğü incelemenin ortasında geldi ve ülkenin güvenlik politikasında ABD'ye olan bağımlılığının sorgulanmasına yol açtı.
F-35 Anlaşmasının Arka Planı ve İnceleme Süreci
Kanada, 2018 yılında ABD öncülüğündeki F-35 programına katılma kararı almış ve modernizasyon ihtiyacı kapsamında 88 adet F-35 Lightning II savaş uçağını tedarik etmeyi planlamıştı. Ancak, 2024 yılında Ottawa yönetimi, siyasi ve ekonomik gelişmeler ışığında bu satın almayı gözden geçirme kararı aldı. İnceleme süreci, silah sistemlerinin maliyet etkinliği ve Kanada savunma sanayisine sağlayacağı ekonomik faydalar üzerinde yoğunlaşıyor.
Ontario Başbakanı Doug Ford, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ABD'nin çelik ve alüminyum ithalatına uyguladığı ek gümrük vergilerinin, F-35 tedarikini sorgulanır hale getirdiğini belirtti. Ford, 'Amerikan mallarına yüzde 25 tarife uygulayan bir ülkeden savaş uçağı almak, ekonomik bir çelişkidir. Bu durum, Kanada'nın savunma harcamalarını gözden geçirmesini zorunlu kılıyor' dedi. Ford'un bu sözleri, Kanada'nın eyalet düzeyindeki siyasi iradesinin de ABD ile yaşanan ticari gerilimlere karşı duyarlı olduğunu gösteriyor.
Kanada hükümeti ise inceleme sürecinin devam ettiğini ve sonuçların 'Kanada'nın egemenlik hakları ve savunma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak' değerlendirileceğini açıkladı. Ancak Başbakan Justin Trudeau'nun bu konudaki net bir tutum sergilememesi, muhalefet partilerinin ve eyalet yöneticilerinin eleştirilerine neden oluyor. Muhafazakar Parti lideri Pierre Poilievre, F-35 programının sürdürülmesini savunurken, Yeni Demokrat Parti ise alternatif tedarik seçeneklerinin değerlendirilmesini istiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: NATO ve Savunma Sanayi Dengeleri
Kanada'nın F-35 alımını sorgulaması yalnızca ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda NATO müttefiklerinin savunma alım kararlarında ABD'ye olan bağımlılığı tartışmasını da gündeme taşıyor. F-35, NATO'nun ortak harekat kabiliyetini artıran en önemli platformlardan biri olarak görülüyor; ancak Trump yönetiminin ittifak içindeki dayanışmayı sorgulayan açıklamaları, müttefiklerin bu tür stratejik alımları gözden geçirmesine yol açıyor.
Avrupa'da da benzer bir eğilim gözlemleniyor: Almanya ve Fransa, kendi savunma projelerini geliştirme yoluna giderek ABD yapımı silah sistemlerine alternatifler arıyor. Bu durum, küresel savunma pazarında bir kırılmayı tetikleyebilir. Uzmanlar, Kanada'nın F-35 anlaşmasından tamamen çekilmesi durumunda, ABD'nin en büyük F-35 ihracat müşterilerinden birini kaybedeceğini ve bunun da programın maliyet yapısını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Öte yandan Kanada, Boeing'in F/A-18 Super Hornet'ı veya Avrupa'nın Eurofighter Typhoon'u gibi alternatiflere yönelebilir; ancak bu uçakların da F-35'in stealth yetenekleri ve ağ entegrasyonu açısından gerisinde kaldığı değerlendiriliyor.
ABD'nin yeni tarifeleri, sadece Kanada değil, Avrupa Birliği ülkeleri de dahil olmak üzere birçok müttefikini rahatsız ediyor. Bu durumun, Kuzey Amerika savunma entegrasyonu üzerinde uzun vadeli etkileri olabilir ve NATO'nun geleceği hakkında soruları beraberinde getiriyor. Kanada'nın Pasifik Okyanusu'na kıyısı olması nedeniyle, Çin'in bölgesel baskısına karşı da modern savaş uçaklarına ihtiyaç duyduğu düşünülüyor. Bu ihtiyaç, Kanada'yı zor bir kararın eşiğine getiriyor: ya ABD ile ekonomik olarak riskli bir tedarik anlaşmasını sürdürmek ya da alternatif arayışlara girmek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada'nın F-35 anlaşmasını gözden geçirmesi, Türkiye'nin 2019 yılında S-400 hava savunma sistemi alımı nedeniyle F-35 programından çıkarılmasını akıllara getiriyor. Türkiye, hem ödediği bedeli geri almış hem de yerli savaş uçağı KAAN'ı geliştirerek kendi savunma kapasitesini artırma yoluna gitmiştir. Bu gelişme, savunma tedarikinde tek bir ülkeye bağımlılığın risklerini bir kez daha doğruluyor. Türkiye'nin yerli savunma projelerine yaptığı yatırımlar, bu tür kriz dönemlerinde stratejik bir avantaj sağlıyor. Kanada'nın yaşadığı ikilem, uluslararası ilişkilerde müttefiklik ilişkilerinin bile ekonomik çıkarlar karşısında kırılgan olabileceğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye gibi ülkelerin savunma harcamalarında yerli üretimi ve tedarik çeşitliliğini önceliklendirme ihtiyacını güçlendiriyor.