ABD yönetimi, 22 Haziran'da Suudi Arabistan ile sivil nükleer işbirliği anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma, nükleer teknoloji, ekipman ve malzeme ticaretine geniş yetki tanıyor; ancak nükleer silahların yayılmasını önleme şartlarına bağlı. Anlaşmanın en kritik maddesi, Suudi Arabistan'a uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme (reprocessing) hakkı tanıyıp tanımayacağı. Bu konu, ABD içinde ve uluslararası arenada ciddi tartışmalara neden oluyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Belirsizlikler
ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer işbirliği görüşmeleri yıllardır devam ediyor. Suudi yetkililer, sivil nükleer programlarını geliştirmek ve uranyum zenginleştirme hakkına sahip olmak istiyor. Ancak ABD'nin geleneksel politikası, "altın standart" olarak bilinen ve uranyum zenginleştirme ile yeniden işlemeyi yasaklayan düzenlemeleri içeriyor. Bu standart, nükleer yakıtın barışçıl amaçlarla kullanılmasını garanti altına almayı amaçlıyor; çünkü zenginleştirme teknolojisi nükleer silah üretiminde de kullanılabilir.
Trump yönetiminin bu anlaşmayı imzalaması, Suudi Arabistan'a uranyum zenginleştirme izni verilip verilmeyeceği konusunda belirsizliği artırdı. Anlaşma metni henüz kamuoyuna açıklanmadı. ABD Kongresi'ndeki bazı isimler, Suudi Arabistan'ın nükleer silah edinme potansiyelinden endişe duyuyor. Özellikle Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 2018'de yaptığı "Suudi Arabistan nükleer silah edinirse, İran da edinir" açıklaması, bu endişeleri derinleştiriyor.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Kongre'nin onayı gerekebilir. ABD yasalarına göre, nükleer işbirliği anlaşmaları Kongre'ye sunulur ve 90 gün içinde itiraz edilmezse yürürlüğe girer. Ancak uranyum zenginleştirme gibi hassas konular, Kongre'de ciddi muhalefetle karşılaşabilir. Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve Yemen savaşındaki rolü nedeniyle anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan, Orta Doğu'nun en büyük petrol üreticisi. Ülke, ekonomisini çeşitlendirmek ve enerji ihtiyacını karşılamak için nükleer enerjiye yönelmek istiyor. Ancak Suudi Arabistan'ın nükleer programı, bölgesel güç dengesini etkileyebilir. İran ile Suudi Arabistan arasındaki rekabet, nükleer alanda yeni bir gerilim hattı yaratabilir. İran, 2015'te imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA) ile uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlamıştı; ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi sonrası İran, zenginleştirme düzeyini artırdı. Suudi Arabistan'ın da zenginleştirme hakkı elde etmesi, İran'ın nükleer programını daha da ileri taşımasına neden olabilir.
ABD'nin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın bölgedeki etkisini dengeleme amacı taşıyor. Suudi Arabistan, nükleer işbirliği için Çin ve Rusya ile de görüşmeler yürütüyordu. ABD, bu ülkeye nükleer teknoloji sağlayarak hem ekonomik hem de stratejik kazanç elde etmeyi hedefliyor. Ancak bu hamle, nükleer yayılma riskini artırabilir ve uluslararası nükleer düzeni zayıflatabilir.
Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme kapasitesine sahip olmasının, Orta Doğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Mısır, Türkiye ve BAE gibi ülkeler de nükleer programlarını geliştirme arayışında. Böyle bir ortamda, Suudi Arabistan'a tanınacak zenginleştirme hakkı, bölgede istikrarsızlığı artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme hakkı elde etmesi, Türkiye'nin nükleer enerji ve güvenlik politikalarını doğrudan etkiler. Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerjiye adım atmış durumda; ancak uranyum zenginleştirme faaliyeti yürütmüyor. Bölgede yeni bir nükleer aktörün ortaya çıkması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve jeopolitik dengeler açısından dikkatle izlemesi gereken bir gelişme. Ayrıca, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin nükleer boyut kazanması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Türkiye, nükleer yayılmanın önlenmesi ve bölgesel istikrar için diplomatik girişimlerini sürdürmeli.