ABD'de yükseköğretimde önemli bir dönüşüm yaşanıyor. 2024'ten bu yana en az bir düzine Amerikan kolej ve üniversitesi, Siyah, Afrika veya Afrika kökenli Amerikan çalışmaları programlarını küçülttü, birleştirdi veya tamamen kaldırdı. Bu gelişme, ülke genelinde kayıt sayılarındaki düşüş ve muhafazakâr çevrelerden gelen siyasi baskıların bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Özellikle ırk, toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik odaklı akademik birimlerin hedef alınması, Amerikan üniversitelerindeki akademik özgürlük ve müfredat tartışmalarını yeniden alevlendirmiş durumda.
Programlardaki Gerileme ve Nedenleri
Son yapılan araştırmalara göre, 2024 itibarıyla en az 12 yükseköğretim kurumu, Siyah çalışmaları alanındaki programlarında önemli değişikliklere gitti. Bu kurumlar arasında, Kaliforniya Eyalet Üniversitesi sistemi bünyesindeki bazı kampüsler, Güney'deki birkaç eyalet üniversitesi ve Orta Batı'daki bazı özel kolejler yer alıyor. Değişiklikler genellikle programların birleştirilmesi, ders sayısının azaltılması ya da ayrı bir bölüm olmaktan çıkarılıp daha geniş bir etnik çalışmalar şemsiyesi altına alınması şeklinde oldu.
Bu gerilemenin arkasında yatan en önemli faktörlerden biri, bu programlara olan talebin azalması. Üniversite kayıtlarındaki genel düşüş, özellikle beşeri bilimler alanlarında kendini hissettiriyor. Öğrenciler, mezuniyet sonrası iş olanakları daha yüksek görünen STEM (bilim, teknoloji, mühendislik, matematik) ve mesleki alanlara yöneliyor. Bu durum, Siyah çalışmaları gibi sosyal bilimler ve beşeri bilimler bölümlerinin öğrenci sayısını doğrudan etkiliyor.
Bir diğer önemli etken ise siyasi baskılar. Özellikle muhafazakâr eyalet yönetimleri ve federal düzeydeki bazı aktörler, eleştirel ırk teorisi ve çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) girişimlerini hedef alan yasal düzenlemeler ve bütçe kesintileri uyguluyor. Bu tür programların 'bölücü' olduğu gerekçesiyle finanse edilmesi engelleniyor veya bu programlara yönelik idari baskılar artırılıyor.
Üniversiteler Arası Eşitsizlik ve Tepkiler
Programların kısılması konusunda durum üniversiteden üniversiteye farklılık gösteriyor. Bazı kurumlar, müfredatlarını güncelleyerek ve programları birleştirerek kaynakları daha verimli kullanmayı amaçladıklarını belirtiyor. Ancak eleştirmenler, bu adımların Siyah tarihi ve kültürüne yönelik akademik ilginin ve uzmanlaşmanın önünü kestiğini savunuyor. Örneğin, Zenobia Hargrove gibi akademisyenler, bu durumun Siyah öğrencilerin üniversitelerde kendilerini temsil edilmiş hissetmelerini zorlaştırdığını ve özellikle son dönemde artan ırkçı olaylara karşı toplumsal farkındalığın azalabileceğini ifade ediyor. Bazı üniversiteler ise bu eğilime direniyor ve programlarını genişletmeye devam ediyor. Harvard, Yale ve Princeton gibi köklü üniversiteler, Siyah çalışmaları alanındaki bölümlerini korurken, bu alana yeni yatırımlar yapıyor. Bu durum, Amerikan yükseköğretiminde derin bir kutuplaşmanın yaşandığını gösteriyor.
Siyasi ve Toplumsal Etkileri
Siyah çalışmaları programlarının kısılması, yalnızca akademik çevreleri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal dengeleri de etkiliyor. Bu programların azalması, Sivil Haklar Hareketi'nin kazanımlarına yönelik bir geri adım olarak yorumlanıyor. Özellikle, ırk eşitliği konusundaki toplumsal diyaloğun zayıflamasına yol açabileceği endişesi dile getiriliyor. Öte yandan, bu gelişmelerin ABD'deki siyasi kutuplaşmayı derinleştirdiği de gözlemleniyor. Muhafazakâr çevreler, bu programların kaldırılmasını 'eğitimde verimlilik' ve 'milli birlik' açısından olumlu karşılarken, ilerici kesimler bunu 'entelektüel sansür' ve 'ırkçılığın normalleşmesi' olarak nitelendiriyor. Yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde bu konunun daha da hararetli bir tartışma konusu haline gelmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye açısından bakıldığında, ABD'deki Siyah çalışmaları programlarının kısılması doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel anlamda bazı sinyaller veriyor. Bu durum, Batı'da yükselen popülist ve milliyetçi akımların akademik özgürlükler üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemli. Türkiye, kendi üniversitelerinde benzer alanlarda (örneğin, Ortadoğu çalışmaları, azınlık hakları, çok kültürlülük) yapısal dönüşümler yaşarken, bu gelişmeleri izleyerek dersler çıkarabilir. Ayrıca, ABD'deki bu tarz programların azalması, Türk akademisyenlerin ve öğrencilerin bu alanlarda uluslararası iş birlikleri ve burs imkânlarını etkileyebilir. Türkiye'nin, kendi üniversitelerinde benzer programları güçlendirerek, küresel akademik tartışmalardaki konumunu koruması ve hatta bu alanda öncü olması mümkündür.