ABD Senatosu'nda bu hafta gerçekleşen ve sabah saatlerine kadar süren 'vote-a-rama' maratonunda, Cumhuriyetçi Parti içindeki Trump karşıtı kanadın artan sayıda oy kullanması, Kasım ayındaki kritik ara seçimler öncesinde partinin iç savaşını gözler önüne serdi. Gece boyunca yapılan oylamalarda, eski Başkan Donald Trump'ın gündemindeki bazı adaylara ve politikalara karşı çıkan Cumhuriyetçi vekiller, parti yönetimiyle ters düştü. Bu gelişme, ara seçimlerde kilit eyaletlerdeki yarışların kızıştığı bir dönemde, Trump'ın parti üzerindeki kontrolünün zayıfladığına dair en somut işaretlerden biri olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin arka planı: Trump sonrası Cumhuriyetçi Parti'de bölünme derinleşiyor
Senato'daki maraton oylamalar, genellikle bütçe veya atama süreçlerini hızlandırmak için kullanılan bir taktik olarak biliniyor. Ancak bu kez oylamalar, Trump'ın parti içindeki etkisini sınama alanına dönüştü. Özellikle, Trump'ın desteklediği bazı yargı adayları ve federal harcama kalemlerinde, Cumhuriyetçi vekillerin partiden bağımsız oy kullandığı görüldü. Analistler, bu durumun, Kasım ayındaki ara seçimlerde kendi adaylıklarını zor durumda bırakabilecek Trump bağımlılığından kurtulma çabası olduğunu belirtiyor. Trump'ın sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamalarda, 'parti içi hainleri' hedef alması ise gerilimin daha da tırmanmasına neden oldu.
Bu arada, Kaliforniya'da devam eden oy sayım sürecinde Trump'ın 'usulsüzlük' iddialarını yinelemesi dikkat çekti. Eyalet çapında oy pusulalarının gecikmeli olarak sayılmasını eleştiren Trump, 'Bunlar hileli seçimlerin işaretidir' ifadelerini kullandı. Oysa eyalet yetkilileri, gecikmenin posta yoluyla kullanılan oyların yoğunluğundan kaynaklandığını ve herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını açıkladı. Trump'ın bu söylemleri, 2020 seçimlerinin ardından başlattığı 'seçim güvenliği' kampanyasını yeniden canlandırma çabası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Hezbollah vetosu ve Lübnan ateşkesi
Haberde dikkat çeken bir diğer başlık ise Lübnan'daki ateşkes girişimleri. Hizbullah'ın, İsrail ile dolaylı müzakerelerde varılan ateşkes anlaşmasını baltaladığı belirtiliyor. Örgütün, güney Lübnan'daki askeri varlığını sürdürme ısrarı ve İsrail sınırında yeni saldırı hazırlıkları içinde olduğu iddia ediliyor. Bu gelişme, ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda sağlanmaya çalışılan istikrarı tehdit ediyor. Bölgede İran'ın etkisini artırmak için Hizbullah'ı kullandığı yorumları yapılırken, ABD'nin Lübnan'a yönelik yardım programları yeniden sorgulanmaya başlandı.
Ayrıca, Trump'ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) görevine getirdiği John Pulte'nin koltuğunda uzun kalmayacağını ima etmesi, Washington'da yeni bir kriz dalgasına yol açtı. Trump 'Pulte gitmek üzere' derken, Beyaz Saray'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak bu durum, Trump yönetiminin istihbarat topluluğuyla olan geriliminin sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu siyasi çalkantı, Türkiye'nin Washington ile ilişkilerini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Cumhuriyetçi Parti'deki Trump karşıtı kanadın güçlenmesi, Türkiye'ye yönelik yaptırımlar ve S-400 gerilimi gibi konularda daha dengeli bir yaklaşımın ortaya çıkmasına yol açabilir. Ancak Trump'ın olası bir dönüşü, 2020'deki 'dostane' ancak öngörülemez politikalarını geri getirebilir. Lübnan'daki Hizbullah-İsrail gerginliği ise Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği planlarını riske atıyor. Ateşkesin bozulması, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir ve Türkiye'nin olası bir mülteci kriziyle baş etmesini zorlaştırabilir. Ankara, hem ABD'deki siyasi dalgalanmayı hem de Lübnan'daki durumu yakından izlemek zorunda.