ABD'ye bağlı bir sınır dışı uçağı, aralarında İran, Afganistan, Türkiye ve Gürcistan vatandaşlarının da bulunduğu bir grup göçmeni Orta Afrika Cumhuriyeti'ne (OAC) taşımak üzere Cuma günü yola çıktı. Avukatların AFP'ye verdiği bilgiye göre, bu uygulama, yasal korumalara sahip kişileri de kapsayan "üçüncü ülke" sınır dışı işlemlerinin son örneği olarak dikkat çekiyor. Trump yönetimi döneminde yoğunlaşan bu tür operasyonlar, Biden yönetimi altında da devam ediyor ve uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalara yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Söz konusu uçuş, ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS) üçüncü ülkelere yönelik sınır dışı politikasının bir parçası. DHS, bu yöntemi, sınır dışı edilecek kişilerin menşe ülkeleriyle doğrudan işbirliği kurulamadığı durumlarda kullanıyor. Orta Afrika Cumhuriyeti, bu kişilerin kabul edilmesi konusunda ABD ile anlaşmış durumda. Uçakta bulunanlar arasında, İran'dan gelen sığınmacıların yanı sıra, daha önce ABD'de yasal statüye sahip olan Afganlar da yer alıyor. Bu durum, özellikle Taliban'ın yeniden iktidara gelmesinin ardından ABD'ye sığınan Afganlar için büyük bir endişe kaynağı. Afganistan'ın istikrarsız koşulları nedeniyle bu kişilerin Orta Afrika Cumhuriyeti'ne gönderilmesi, insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor.
Türkiye ve Gürcistan vatandaşlarının da bulunduğu uçakta, bu kişilerin neden ABD'de kalamadığı veya kendi ülkelerine iade edilemediği henüz netleşmiş değil. Uzmanlar, bu tür uygulamaların uluslararası mülteci hukukunu ihlal etme riski taşıdığını vurguluyor. Özellikle, geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesi, sığınmacıların işkence veya zulüm görebilecekleri ülkelere gönderilmesini yasaklıyor. Orta Afrika Cumhuriyeti, iç savaş ve insan hakları ihlalleriyle bilinen bir ülke olarak bu açıdan riskli bir destinasyon.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı uygulaması, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti'ni değil, diğer ülkeleri de kapsıyor. Geçtiğimiz aylarda Guatemala, Honduras ve Meksika gibi ülkelere benzer uçuşlar düzenlenmişti. Bu politikalar, özellikle sığınmacıların ABD-Meksika sınırındaki yoğunluğunu azaltmayı hedefliyor. Ancak, eleştirmenler bu uygulamanın sığınmacıların yasal haklarını ihlal ettiğini ve onları güvensiz bölgelere gönderdiğini savunuyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu tür operasyonların derhal durdurulması çağrısında bulundu.
Küresel düzeyde, bu gelişme ABD'nin göç politikalarının sertleştiğini gösteriyor. Biden yönetimi, seçim vaatlerinin aksine, Trump döneminden kalan birçok sınır dışı uygulamasını sürdürüyor. Özellikle, Title 42'nin sona ermesinin ardından, yeni yasal düzenlemelerle sığınmacıların başvuru süreçleri zorlaştırılmış durumda. Bu durum, Orta Doğu ve Asya'dan gelen göçmenlerin alternatif güzergâhlar aramasına neden oluyor. Avrupa Birliği de benzer bir ikilemle karşı karşıya: sınır güvenliği ile insan hakları arasında denge kurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için dolaylı da olsa önem taşıyor. Uçakta Türk vatandaşlarının bulunması, ABD-Türkiye ilişkilerinde göç ve sınır dışı konularının gündeme gelebileceğini gösteriyor. Türkiye, kendi sınırları içinde milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaparken, ABD'nin bu tür uygulamaları, uluslararası göç yönetimindeki çifte standardı sorgulamaya açıyor. Ayrıca, Türkiye'nin ABD ile vize politikaları ve suçluların iadesi gibi konulardaki hassasiyeti göz önüne alındığında, bu uçuşun Türk vatandaşlarının rızası dışında bir üçüncü ülkeye gönderilmesi, Ankara'da rahatsızlık yaratabilir. Küresel ölçekte ise, bu tür uygulamalar, göçmen krizinin çözümünde uluslararası işbirliğinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.