ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında son dönemde artan gerilim, Washington'un Tel Aviv'e yönelik politikasında köklü bir değişikliğe yol açmıyor. Dünya haberleri editörü Sam Kiley'in analizine göre, İsrail aşırı sağının ABD yönetimindeki destekçileri, iki ayrı belgede ortaya konulduğu üzere, derin ve uzun süreli bir geçmişe sahip. Bu belgeler, Trump yönetiminin içinde İsrail'in sağcı ve aşırı sağcı unsurlarına yakınlığıyla bilinen isimlerin varlığını teyit ediyor.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu, son haftalarda özellikle Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Gazze'ye yönelik askeri operasyonlar konusunda ABD'den gelen uyarılara rağmen geri adım atmadı. Trump yönetimi ise kamuoyu önünde Netanyahu'ya tepki gösterse de, perde arkasında İsrail aşırı sağının çıkarlarını koruyan bir hat izliyor. Kiley'in ulaştığı belgeler, ABD'deki İsrail yanlısı lobinin etkisinin yanı sıra, Trump'ın danışmanları arasında yer alan isimlerin İsrail'in sağcı partileriyle organik bağlarını ortaya koyuyor. Özellikle Kudüs'ün statüsü ve Golan Tepeleri'nin ilhakı gibi konularda ABD'nin aldığı tavizkar tutum, bu bağların bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Belgelerde, Trump'ın eski Ortadoğu özel temsilcisi Jason Greenblatt ve damadı Jared Kushner'in İsrail sağcı politikacılarıyla yaptığı görüşmelerin detayları yer alıyor. Ayrıca, ABD'nin İsrail büyükelçisi David Friedman'ın aşırı sağcı gruplarla yakın ilişkisi de belgelerde dikkat çeken bir başka nokta. Friedman, daha önce Batı Şeria'daki yerleşimlerin yasal olduğunu savunan açıklamalarıyla biliniyor. Bu isimlerin varlığı, Trump yönetiminin Netanyahu'ya yönelik eleştirilerinin samimiyetini sorgulatıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD'nin İsrail aşırı sağına verdiği destek, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. Filistin yönetimi, Washington'un arabuluculuk rolünü kaybettiğini savunurken, Arap ülkeleri de ABD'nin bu tutumundan rahatsızlık duyuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İsrail'le normalleşme sürecine rağmen, aşırı sağın Filistin topraklarındaki politikalarını desteklemiyor. Öte yandan, İran ve Hizbullah gibi aktörler, ABD-İsrail ittifakını kendi tezlerini güçlendirmek için kullanıyor. Kiley'in analizi, ABD'nin iç siyasi dinamiklerinin Ortadoğu'da nasıl bir güç boşluğu yarattığını ve bölgesel aktörlerin bu boşluğu kendi lehlerine kullanmaya çalıştığını gösteriyor.
ABD'nin İsrail'e yönelik bu tutumu, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerle de gerilime yol açıyor. AB, Doğu Kudüs'teki yerleşimleri yasa dışı ilan ederken, ABD'nin bu konuda adım atmaması transatlantik ilişkilerde de pürüzlere neden oluyor. Ayrıca, uluslararası toplumun Filistin meselesinde iki devletli çözüm konusundaki ısrarı, ABD'nin mevcut politikalarıyla çelişiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İsrail aşırı sağına verdiği destek, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik manevra alanını daraltıyor. Ankara, Filistin davasına verdiği destek ve Kudüs'ün statüsü konusundaki hassasiyetiyle biliniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Katar ve Malezya gibi ülkelerle birlikte İsrail karşıtı blokta daha aktif rol almasına yol açabilir. Ekonomik olarak, İsrail'le ticaret hacmi görece düşük olsa da, enerji işbirliği projeleri (Doğu Akdeniz doğalgazı) sekteye uğrayabilir. Güvenlik açısından, İsrail aşırı sağının Filistin topraklarındaki politikaları, Hamas ve diğer grupların tepkisini çekerek bölgesel istikrarsızlığı artırabilir; bu da Türkiye'nin sınır güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir.