ABD yönetimi, NATO'nun Rusya'ya karşı olası bir saldırı durumunda hızla devreye sokulması planlanan müdahale gücündeki Amerikan deniz ve hava varlıklarının sayısını azaltmayı değerlendiriyor. Avrupalı müttefikler, bu kararın ittifakın caydırıcılık kapasitesine etkisi konusunda netlik arıyor. Planın, NATO'nun 'Müttefik Müdahale Gücü' (Allied Response Force) konsepti çerçevesinde konuşlandırılan ABD unsurlarının kademeli olarak geri çekilmesini öngördüğü belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
NATO'nun hızlı müdahale gücü, 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinin ardından oluşturulmuş ve 2022'deki Ukrayna işgalinden sonra daha da güçlendirilmişti. Bu güç, karada, denizde ve havada konuşlu birliklerden oluşuyor ve kriz anında 30 gün içinde müdahaleye hazır hale geliyor. ABD, bu gücün bel kemiğini oluşturan denizaltı karşıtı savaş uçakları, destroyerler ve istihbarat toplama gemileri gibi kritik varlıklar sağlıyor. Ancak, Beyaz Saray'ın stratejik önceliklerini Asya-Pasifik'e kaydırması ve Avrupa'daki askeri angajmanını azaltma isteği, bu planın arkasındaki temel neden olarak gösteriliyor.
Pentagon kaynaklarına göre, kesintiler özellikle Akdeniz ve Kuzey Denizi'nde konuşlu ABD donanma unsurlarını etkileyebilir. Hava kuvvetleri tarafından sağlanan keşif ve elektronik harp platformlarının da sayısının azaltılması gündemde. Avrupalı müttefikler, bu açığın kendi kaynaklarıyla kapatılmasının yıllar alabileceği ve maliyetinin milyarlarca doları bulacağı uyarısında bulunuyor. Almanya, İngiltere ve Fransa, acil bir toplantı talebiyle NATO Genel Sekreteri'ne başvurdu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, Rusya'nın Ukrayna savaşında kazandığı taktik ilerlemelerle aynı döneme denk geliyor. Analistler, ABD'nin bu hamlesinin Moskova'ya yanlış sinyal gönderebileceği ve ittifak içindeki dayanışmayı zayıflatabileceği endişesini dile getiriyor. Öte yandan, Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini artırma çabaları da ivme kazanmış durumda. AB, 2025 yılına kadar ortak bir askeri hareketlilik projesini hayata geçirmeyi planlıyor. Amerikan varlıklarının azaltılması, Avrupa'nın NATO’ya olan bağımlılığını sorgulamasına yol açabilir ve kıta savunmasında yeni bir denge arayışını hızlandırabilir.
Kararın, ABD-Çin rekabeti bağlamında da değerlendirilmesi gerekiyor. Washington, Pasifik'teki güç dengesini korumak için Avrupa'dan kaynak aktarımını stratejik bir zorunluluk olarak görüyor. Ancak bu, Avrupa güvenliğinde bir boşluk yaratma riski taşıyor. NATO'nun Doğu kanadındaki ülkeler, özellikle Polonya ve Baltık devletleri, bu durumdan en fazla endişe duyan ülkeler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip üyesi olarak bu gelişmeden doğrudan etkilenecektir. ABD varlıklarının azaltılması, özellikle Karadeniz'deki güvenlik dengelerini değiştirebilir. Ankara, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlar üzerinde kontrol sahibi olsa da, NATO'nun deniz gücündeki zayıflama, Rusya'nın bölgedeki etkisini artırabilir. Türkiye'nin, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve Suriye'deki askeri varlığı da bu değişimden etkilenebilir. Ankara'nın, Avrupa savunma girişimlerine daha aktif katılımı ve kendi askeri kapasitesini güçlendirme yönündeki adımları hız kazanabilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin Rusya ile dengeli ilişkileri, bu yeni denklemde önemli bir koz olarak öne çıkıyor.