Washington ve müttefikleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Yönetim Kurulu'nu İran'ı nükleer programındaki uyumsuzluklar nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sevk etmeye çağırıyor. Bu hamle, Tahran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin artan endişelerin ve Batı ile İran arasındaki diplomatik gerilimin son halkası olarak öne çıkıyor. İran ise böyle bir adımın sonuçları olacağı uyarısında bulundu.
Gelişmenin arka planı
IAEA Yönetim Kurulu, İran'ın nükleer programına ilişkin denetim ve doğrulama süreçlerinde yaşanan tıkanıklıkları ele almak üzere toplanıyor. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın öncülüğünde yürütülen girişim, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin barışçıl olduğu yönündeki taahhütlerini yerine getirmediği iddiasına dayanıyor. Batılı güçler, İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin kısıtlanmasını ve açıklanmayan nükleer materyalin varlığını gerekçe göstererek, konunun BM Güvenlik Konseyi'ne taşınmasını istiyor.
İran, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) çerçevesinde nükleer programını sınırlamayı kabul etmişti. Ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlaması sonrasında Tahran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldı. İran, uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkardı ve denetimlere yönelik kısıtlamalar getirdi. IAEA, İran'ın nükleer materyalin izini sürmede zorluk yaşadığını ve bazı tesislerde açıklanmayan nükleer kalıntılara rastlandığını rapor etmişti.
Diplomatik kaynaklara göre, IAEA Yönetim Kurulu'nda yapılacak oylamada Batılı ülkelerin çoğunluğu sağlaması bekleniyor. Ancak Rusya ve Çin'in kararı engellemeye çalışması muhtemel. İran Dışişleri Bakanlığı, böyle bir adımın "yapıcı olmayan" bir tutum olduğunu ve nükleer işbirliğini daha da zorlaştıracağını açıkladı. Tahran, misilleme olarak IAEA ile işbirliğini askıya alabileceği sinyalini verdi.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın nükleer programı, Orta Doğu'da tansiyonun yükselmesine neden olan başlıca faktörlerden biri. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak nitelendiriyor ve askeri seçeneği masada tutuyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de İran'ın nükleer kapasitesinden endişeli. ABD yönetimi, İran'ı diplomatik yollarla dizginlemeye çalışırken, askeri güç kullanma tehdidini de sürdürüyor.
Öte yandan, İran'ın nükleer programına ilişkin BM Güvenlik Konseyi'ne sevk kararı, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ve Çin, Batı'nın İran'a yönelik baskı politikalarına karşı çıkıyor ve İran ile ekonomik ve askeri işbirliklerini sürdürüyor. Bu durum, BM Güvenlik Konseyi'nde yeni bir vetosavaşını gündeme getirebilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
IAEA'nın İran'ı Güvenlik Konseyi'ne sevk etmesi, İran'a yönelik uluslararası yaptırımların yeniden gündeme gelmesine yol açabilir. Ancak bu adımın diplomatik müzakereleri tamamen raydan çıkarma riski de bulunuyor. İran, nükleer anlaşmayı canlandırmak için yürütülen dolaylı görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını beklerken, Batı'nın bu hamlesi süreci çıkmaza sokabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programına ilişkin BM Güvenlik Konseyi'ne sevk girişimi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, komşusu İran ile uzun süredir ticari ve enerji işbirliğini sürdürüyor; İran'a yönelik olası yeni yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatını ve sınır ticaretini olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye, Orta Doğu'da istikrarın korunmasına önem veriyor ve İran'ın nükleer kapasitesinin askeri bir çatışmaya dönüşmesini istemiyor. Türkiye, diplomatik çözümden yana tavır alarak, taraflar arasında arabuluculuk yapabileceğini geçmişte göstermişti. Bu gelişme, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırırken, aynı zamanda bölgesel barış için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmasını gerektiriyor.