İran uzmanı Afshon Ostovar, War on the Rocks üyelerine özel yayınlanan The Iran Reckoning podcast'inin sunucusu olarak, War on the Rocks üyelik editörü Kerry Anderson ile birlikte ABD-İran çatışmasının güncel durumunu ele aldı. İkili, çatışmanın neden belirli bir dengede kaldığını ve İran'ın savaş zamanı rejiminin nasıl işlediğini tartıştı. Ostovar, İran'ın askeri ve siyasi yapısının savaş koşullarında nasıl dönüştüğünü ve bu durumun bölgesel güç dengelerine etkilerini değerlendirdi.
İran'ın Savaş Dönemi Rejimi: Arka Plan
İran, son yıllarda artan gerilim ve çatışma ortamında siyasi ve askeri yapısını yeniden şekillendirdi. Afshon Ostovar, İran'ın savaş zamanı rejimini analiz ederken, ülkenin hem iç hem de dış politikada nasıl bir savaş ekonomisi ve yönetim modeli geliştirdiğini vurguladı. İran'ın devrim muhafızları, düzenli ordu ve istihbarat birimleri arasındaki koordinasyonun savaş koşullarında nasıl evrildiği, rejimin dayanıklılığını artıran unsurlar arasında gösteriliyor.
Ostovar, İran'ın bölgesel vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü hibrit savaş stratejisinin, ABD ve müttefikleri için ciddi bir meydan okuma oluşturduğunu belirtti. Çatışmanın Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerdeki yansımaları, İran'ın savaş zamanı rejiminin sadece kendi topraklarıyla sınırlı olmadığını, geniş bir bölgesel ağ üzerinden işlediğini gösteriyor. Bu ağ, İran'a hem askeri hem de siyasi nüfuz alanı sağlıyor.
Ayrıca, İran'ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesi, savaş dönemi rejiminin bel kemiğini oluşturuyor. ABD'nin yaptırımları ve askeri baskısı, İran'ın ekonomisini zorlasa da rejimin savaş koşullarına uyum sağlama kabiliyeti, çatışmanın seyrini belirleyen faktörler arasında. Ostovar, İran'ın savaş ekonomisini sürdürebilmek için Çin ve Rusya gibi ülkelerle geliştirdiği iş birliklerine dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran çatışması, sadece iki ülke arasında bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda. İran'ın savaş zamanı rejimi, Orta Doğu'daki güç dengelerini alt üst ederken, küresel enerji güvenliği ve deniz ticaret yolları üzerinde de doğrudan etkili. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, dünya petrol fiyatlarını dalgalandırma potansiyeli taşıyor.
Ostovar ve Anderson, çatışmanın neden topyekûn bir savaşa dönüşmediğini de tartıştı. Caydırıcılık, karşılıklı yıkım riski ve diplomatik kanalların kısmen açık kalması, tarafları belirli bir eşiğin altında tutuyor. Ancak İran'ın savaş dönemi rejimi, provokasyonlara karşı hassas ve misilleme kapasitesi yüksek. Bu durum, yanlış hesaplama riskini artırıyor.
Uluslararası toplum, özellikle Avrupa ülkeleri, çatışmanın yayılmasını önlemek için diplomatik çabalara ağırlık veriyor. Ancak İran'ın sert tutumu ve ABD'nin maksimum baskı politikası, çözüm yolunu tıkıyor. İran'ın savaş zamanı rejimi, aynı zamanda ülke içindeki muhalefeti bastırmak ve rejim güvenliğini sağlamak için de kullanılıyor; bu da insan hakları ihlallerini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın savaş dönemi rejimi ve ABD ile yaşanan gerilim, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan ve bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilenen bir ülke olarak, çatışmanın yayılmasını istemiyor. İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Suriye ve Irak'ta yarattığı istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliği için risk oluşturuyor. Türkiye, denge politikası izleyerek hem ABD hem de İran ile ilişkilerini yönetmeye çalışıyor. Ancak olası bir askeri çatışma, bölgesel istikrarı bozarak Türkiye'yi de derinden etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik çözüm arayışlarını destekliyor ve gerilimin düşürülmesi için çağrıda bulunuyor.