ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM), İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) Hürmüz Boğazı üzerinde 'tam kontrol' sağladığı yönündeki iddiasını kesin bir dille reddetti. CENTCOM'dan yapılan yazılı açıklamada, IRGC'nin söz konusu iddiasının gerçeği yansıtmadığı ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin uluslararası hukuk çerçevesinde garanti altında olduğu vurgulandı. Bu karşılıklı açıklamalar, Basra Körfezi'nde son haftalarda tırmanan gerilimin son halkası olarak dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Alirıza Tangsiri, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada, Hürmüz Boğazı'nın tamamen İran kontrolünde olduğunu ve bölgedeki yabancı askeri varlığın İran'ın izni olmadan hareket edemeyeceğini öne sürmüştü. Tangsiri ayrıca, İran'ın boğazı kapatma kabiliyetine sahip olduğunu yinelemişti. Bu açıklamalar, İran'ın nükleer programına yönelik uluslararası müzakerelerin tıkandığı bir dönemde geldi. ABD yönetimi, İran'ın bölgedeki 'yıkıcı faaliyetlerine' karşı koymak amacıyla Basra Körfezi'nde uzun süredir donanma unsurları bulunduruyor. CENTCOM, bölgedeki ABD kuvvetlerinin seyrüsefer özgürlüğünü korumak ve müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için görev yaptığını belirtiyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. İran, boğazın kuzey kıyısını kontrol ediyor ve buradaki adalarda askeri üsleri bulunuyor. Son yıllarda İran, boğazda sık sık askeri tatbikatlar düzenleyerek ve bölgedeki ticari gemilere müdahale ederek güç gösterisinde bulunuyor. ABD ise bölgede uçak gemisi grupları ve devriye uçaklarıyla varlık gösteriyor. İki ülke arasında zaman zaman sıcak çatışma riski doğuran olaylar yaşanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, sadece bölge ülkeleri için değil, küresel enerji piyasaları için de hayati bir öneme sahip. Boğazın kapanması veya seyrüseferin aksaması, petrol fiyatlarında ani ve büyük sıçramalara yol açabilir; bu da dünya ekonomisini olumsuz etkiler. İran'ın boğazı kapatma tehdidi, ABD ve müttefikleri tarafından savaş nedeni olarak değerlendiriliyor. Nitekim ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'ın bu tür bir girişimde bulunması halinde askeri karşılık verileceğini açıkça belirtmişti. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi aktörler de bölgede etkinliklerini artırıyor; Çin, İran'dan petrol alımlarını sürdürüyor ve boğazdaki istikrarsızlıktan endişe duyuyor.
IRGC'nin 'tam kontrol' iddiası, İran iç siyasetinde de bir mesaj niteliği taşıyor. Devrim Muhafızları, ülke içinde güçlü bir konuma sahip ve sertlik yanlısı söylemiyle biliniyor. Bu tür açıklamalar, İran'ın bölgesel nüfuzunu pekiştirme ve ABD'ye karşı direniş mesajı verme amacı güdüyor. Ancak CENTCOM'un yanıtı, ABD'nin bölgedeki askeri üstünlüğünü vurgulayarak İran'ın iddialarını itibarsızlaştırmayı hedefliyor. Bu karşılıklı restleşme, iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor ve olası bir yanlış hesaplamanın yol açabileceği kriz riskini artırıyor.
Uluslararası toplum, taraflara itidal çağrısı yapıyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün korunması gerektiğini vurgularken, diplomatik kanalların açık tutulmasını istiyor. Ancak İran'ın nükleer müzakerelerdeki tutumu ve ABD'nin yaptırımları sürdürme kararlılığı, gerilimin düşmesini zorlaştırıyor. Bölgede tansiyonun yüksek seyretmesi, petrol fiyatları üzerinden küresel ekonomiye de yansıyor; yatırımcılar herhangi bir çatışma haberiyle paniğe kapılabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal ediyor ve Basra Körfezi'nden geçen petrol ve doğalgazın kesintiye uğraması, enerji fiyatlarını yükselterek ekonomik istikrarı tehdit eder. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin komşusu İran ile olan ticari ve siyasi ilişkilerini de etkiler. Türkiye, İran ile ilişkilerini denge politikası içinde yürütürken, ABD ile müttefiklik bağlarını da korumak durumunda. Olası bir çatışma, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir ve bölgesel güvenlik mimarisinde yeni belirsizlikler yaratabilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik çözüm arayışlarını desteklemeli ve enerji arz güvenliği için alternatif güzergahları gözden geçirmelidir.