İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve bölgede artan gerilimin düşürülmesi amacıyla yürütülen diplomatik çabalar çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri'nde arabulucu rolü üstlenen yetkililerle görüşmelerde bulunacak. Orta Doğu merkezli haber sitesi Middle East Eye'ın canlı blogunda yer alan bilgiye göre, görüşmelerin ana gündem maddesi, son dönemde İran ile Batılı ülkeler arasında tansiyonun yükseldiği Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliğinin yeniden tesis edilmesi olacak. Araghchi'nin temasları, bölgede olası bir askeri çatışmanın önlenmesi ve enerji koridorunun güvenliğinin sağlanması açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği, Basra Körfezi ile Umman Körfezi'ni birbirine bağlayan stratejik bir su yolu. Son aylarda İran ve ABD arasında Boğaz'da yaşanan karşılıklı taciz iddiaları, uluslararası petrol piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. İran, nükleer programına yönelik yaptırımların kaldırılması ve bölgesel güvenlik düzenlemelerinde söz sahibi olma talebiyle Boğaz'daki geçiş rejimini pazarlık unsuru olarak kullanabileceği sinyalini vermişti. ABD ise deniz özgürlüğünü koruma adı altında bölgeye ek askeri varlık konuşlandırmış durumda. Araghchi'nin ABD'deki görüşmeleri, Umman, Katar ve İsviçre gibi arabulucu ülkelerin yürüttüğü mekik diplomasisinin bir parçası olarak öne çıkıyor. İranlı yetkililer, doğrudan ABD ile ikili görüşme yapmadıklarını, ancak bölgesel müttefikler aracılığıyla mesajların iletildiğini belirtiyor. Bu temaslar, 2015 nükleer anlaşmasının canlandırılmasına yönelik dolaylı müzakerelerin bir uzantısı niteliğinde.
Diplomatik kaynaklara göre, Araghchi'nin gündeminde sadece Hürmüz'deki seyrüsefer değil, aynı zamanda İran'ın bölgesel faaliyetleri, Yemen'deki Husilerle ilişkiler ve Suriye'daki durum da yer alıyor. Batılı ülkeler, İran'ın Boğaz'daki eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunurken, Tahran yönetimi kendisine yönelik yaptırımların ve askeri baskının kaldırılması halinde Boğaz'da istikrarın sağlanacağını dile getiriyor. Görüşmelerin somut bir sonuç üretip üretmeyeceği belirsizliğini korurken, tarafların en azından iletişim kanallarını açık tutma konusunda mutabık kaldığı ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki istikrar, yalnızca Orta Doğu'nun değil, küresel ekonominin de can damarı. Boğaz'dan günlük yaklaşık 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınıyor. Herhangi bir kesinti, başta Asya ülkeleri olmak üzere enerji ithalatçısı ülkelerde fiyat şoklarına yol açabilir. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore, Basra Körfezi petrolüne yüksek bağımlılık duyuyor. Bu nedenle ABD'nin öncülük ettiği görüşmelere bölge dışı aktörler de dolaylı olarak ilgi gösteriyor. Öte yandan, İran'ın nükleer programındaki ilerleme ve zenginleştirilmiş uranyum stokunun artması, İsrail'in askeri müdahale tehdidini canlı tutuyor. Araghchi'nin temasları, İsrail'in olası bir operasyonunu engellemeye yönelik diplomatik bir çaba olarak da okunabilir. Avrupa Birliği, görüşmeleri desteklediğini açıklarken, Rusya ve Çin de taraflara itidal çağrısı yapıyor. Bölgesel dengeler açısından, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran ile ABD arasındaki gerilimin düşürülmesini kendi güvenlikleri için hayati görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin düşürülmesi ve İran-ABD arasında diplomatik kanalların açık tutulması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğal gazının önemli bir kısmını İran ve Basra Körfezi üzerinden tedarik ediyor; Boğaz'da yaşanacak bir kesinti, enerji faturalarını ve cari açığı olumsuz etkiler. Ayrıca, İran ile Batı arasındaki yumuşama, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir ve Suriye, Irak gibi komşu ülkelerdeki istikrarsızlığın azalmasına katkı sağlar. Ankara, hem İran ile hem de ABD ile iyi ilişkilerini koruyarak denge politikası izliyor. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir mülteci dalgası ve ekonomik sıkıntı riskini artırır. Bu nedenle diplomatik çözüm arayışları Türkiye tarafından yakından ve olumlu karşılanıyor.