ABD'nin Ortadoğu'dan kademeli olarak çekilme stratejisi, bölgedeki güç boşluğunu doldurmak isteyen aktörlerin hamleleriyle birlikte yeni bir jeopolitik denklemi gündeme getiriyor. The Economist dergisinin son sayısında ele alınan analize göre, Washington'un bölgedeki askeri varlığını azaltma kararı, İran, Rusya, Çin ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin etki alanlarını genişletme çabalarını hızlandırdı. Uzmanlar, bu sürecin Orta Doğu'da kalıcı bir istikrarsızlığa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
ABD'nin Çekilme Süreci ve Nedenleri
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme politikası yeni değil; Barack Obama döneminde başlayan "Pivot to Asia" stratejisi, Donald Trump döneminde hız kazanmış, Joe Biden yönetiminde ise Afganistan'dan tamamen çekilme ile somutlaşmıştı. Son dönemde Irak ve Suriye'deki asker sayısının azaltılması, Körfez'deki donanma varlığının gözden geçirilmesi ve Suudi Arabistan'a yönelik güvenlik taahhütlerinin sorgulanması, bu eğilimin devam ettiğini gösteriyor. Washington'un öncelikleri artık Çin ile stratejik rekabet, Ukrayna savaşı ve Pasifik bölgesindeki güvenlik mimarisi üzerine yoğunlaşmış durumda.ABD'nin çekilme nedenleri arasında artan enerji bağımsızlığı, bölgedeki askeri angajmanın maliyetinin yüksekliği ve kamuoyunun "sonsuz savaşlara" olan tepkisi yer alıyor. Ayrıca, Arap Baharı sonrası bölgede istikrarın bir türlü sağlanamaması, ABD'nin bölgesel müttefiklerine olan güvenini sarsmış durumda.
Bölgesel Aktörlerin Hamleleri
ABD'nin boşalttığı alanı doldurmak isteyen başlıca aktörler İran, Rusya, Çin ve Türkiye. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla etkisini artırırken, Rusya Suriye'deki askeri üslerini koruyor ve Doğu Akdeniz'de varlığını güçlendiriyor. Çin ise ekonomik yatırımlar ve diplomatik girişimlerle bölgede ağırlık kazanıyor; Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecinde arabuluculuk yapması dikkat çekti. Türkiye ise Körfez ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirirken, Suriye ve Irak'ta PKK/YPG'ye karşı operasyonlarını sürdürüyor ve bölgesel bir güç merkezi olma iddiasını sürdürüyor.
Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik şemsiyesinin zayıflamasıyla birlikte alternatif ortaklıklar arıyor. Bu ülkeler, Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken Rusya ile de diyalog kuruyor. İsrail ise ABD'nin çekilmesini endişeyle izliyor; özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı karşısında Washington'un desteğini kaybetmek istemiyor.
Küresel ve Ekonomik Yansımalar
ABD'nin çekilmesi, küresel enerji piyasaları açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Ortadoğu petrol ve doğalgazının güvenli sevkiyatı, bölgede istikrarın sağlanmasına bağlı. ABD'nin askeri varlığının azalması, Hürmüz Boğazı ve Bab-el Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarında güvenlik risklerini artırabilir. Bu durum, petrol fiyatlarında dalgalanmalara ve küresel ekonomide belirsizliğe yol açabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki ekonomik etkisinin azalması, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımlarını hızlandırmasına olanak tanıyor.
NATO içindeki dengeler açısından da önemli gelişmeler yaşanıyor. ABD'nin Avrupa'daki savunmaya daha fazla yüklenmesi beklenirken, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin rolü artıyor. Ancak bu durum, ittifak içinde yeni gerilimlere de kapı aralayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Fırsatlar açısından, bölgede artan etki alanı Türkiye'nin diplomatik ve askeri ağırlığını artırabilir; özellikle Suriye ve Irak'ta PKK/YPG'ye karşı operasyonlarda daha serbest hareket imkânı doğabilir. Körfez ülkeleriyle savunma ve ekonomi iş birlikleri derinleşebilir. Riskler ise İran ve Rusya'nın bölgede daha agresif pozisyon alması, mezhepsel çatışmaların tırmanması ve Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına yönelik tehditlerin artmasıdır. Ayrıca, ABD'nin çekilmesiyle oluşan boşlukta Türkiye'nin yalnız kalması ve ekonomik olarak zorlanması da olası. Bu nedenle Ankara, denge politikası izleyerek hem Batı ile ilişkilerini korumalı hem de bölgesel aktörlerle diyalogunu sürdürmeli.