ABD yönetimi, Donald Trump döneminde başlatılan ve göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesini öngören tartışmalı program kapsamında Liberya'ya gönderilen beş kişinin uçaktan inmeyi reddetmesi üzerine bu kişileri Ekvator Ginesi'ne uçurdu. Olay, ABD'nin göç politikalarındaki sert uygulamaların yarattığı insani krize dair endişeleri yeniden gündeme getirdi. Liberya'ya ulaşan uçakta bulunan beş kişi, varışta kapıyı açmayı reddederek yetkililere direndi. Bunun üzerine uçak, yolcularla birlikte Batı Afrika'daki bir başka ülke olan Ekvator Ginesi'ne yönlendirildi. Yetkililer, bu kişilerin Ekvator Ginesi'nde karaya çıkarıldığını doğrularken, isimleri ve uyrukları hakkında bilgi vermedi.
Trump'ın Üçüncü Ülkeye Sınır Dışı Programı
Trump yönetimi, 2017'de başlattığı ve 'Migrant Protection Protocols' (Göçmen Koruma Protokolleri) olarak bilinen program kapsamında, ABD'ye sığınma talebinde bulunan kişileri Meksika'ya veya diğer ülkelere gönderiyordu. Ancak bu uygulama, yasal süreçlerin işlemesini engellediği ve göçmenleri tehlikeli bölgelere gönderdiği gerekçesiyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Yeni uygulama ise, göçmenlerin doğrudan üçüncü ülkelere, özellikle Afrika ve Orta Amerika ülkelerine uçurulmasını içeriyor. Liberya, bu program kapsamında göçmenlerin gönderildiği ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu kez, sınır dışı edilen kişilerin inmeyi reddetmesi, uygulamanın ne kadar tartışmalı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Göçmen hakları savunucuları, bu tür uygulamaların insanları keyfi ve güvenli olmayan koşullara ittiğini belirtiyor.
Ekvator Ginesi, zengin petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen, insan hakları ihlalleri ve otoriter yönetimiyle bilinen bir ülke. Göçmenlerin bu ülkeye gönderilmesi, uluslararası toplumda tepkiyle karşılandı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), sınır dışı edilen kişilerin güvenliğinin garanti altına alınması gerektiğini vurguladı. ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) yetkilileri ise, uygulamanın yasalara uygun olduğunu ve göçmenlerin ülkelerine dönmelerinin teşvik edildiğini savundu. Ancak bu olay, programın uygulanmasında ciddi aksaklıklar olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, ABD'nin göç politikalarının yalnızca Latin Amerika'yı değil, Afrika'yı da hedef aldığını ortaya koyuyor. Trump yönetimi, geçtiğimiz yıllarda Afrika ülkeleriyle sınır dışı anlaşmaları yapmaya çalışmış, ancak birçok ülke bu tür uygulamalara mesafeli yaklaşmıştı. Liberya'nın bu anlaşmayı kabul etmesi, ülkenin ABD ile olan tarihsel bağlarına dayanıyor; Liberya, 19. yüzyılda özgürleştirilmiş Amerikalı köleler tarafından kurulmuş bir ülke. Ancak bu bağ, göçmenlerin zorla kabul edilmesini meşrulaştırmıyor. Liberya hükümeti, konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ekvator Ginesi'nin ise bu kişileri kabul edip etmeyeceği veya hangi koşullarda tutacağı belirsizliğini koruyor.
Göçmen hakları örgütleri, ABD'nin bu uygulamasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. 1951 Mülteci Sözleşmesi'ne göre, hiçbir ülke sığınmacıları zorla üçüncü bir ülkeye gönderemez. ABD'nin bu uygulaması, mültecilerin korunmasına yönelik uluslararası normları zayıflatıyor. Ayrıca, bu uygulama, küresel göç krizine karşı iş birliği yapılması gerektiği bir dönemde, ülkeler arasında güveni sarsıyor. ABD'nin yeni yönetimi, Trump dönemindeki bu tür sert politikaları gözden geçireceğini açıklamıştı; ancak bu olay, mevcut uygulamaların hâlâ devam ettiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel göç yönetimindeki uluslararası normların zayıflaması açısından önem taşıyor. Türkiye, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yaparken, göçmenlerin haklarının korunması ve uluslararası hukukun üstünlüğünün savunulması gerektiğini sık sık vurguluyor. ABD'nin bu tür uygulamaları, göçmenlerin keyfi olarak üçüncü ülkelere gönderilmesi gibi tehlikeli bir örnek oluşturabilir. Türkiye'nin, göçmen haklarının korunması konusundaki tutarlı tutumu, uluslararası toplumda takdirle karşılanıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin bu tür uygulamalara karşı sesini yükseltmesi ve göçmenlerin güvenliği konusunda uluslararası iş birliğini teşvik etmesi beklenebilir. Ayrıca, bu olay, göç politikalarının insani boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.