ABD'de kimya endüstrisinin desteklediği yasalar, üç eyalette (Louisiana, Texas ve Ohio) hava kirliliği verilerinin kullanımını kısıtlamayı amaçlıyor. Bu gelişme, ülke genelinde hava kalitesi izleme ağının zayıflaması ve federal çevre düzenlemelerinin geri alınmasıyla aynı döneme denk geliyor. Kamu sağlığını korumak için kritik olan verilere erişim, giderek zorlaşıyor.
Hava İzleme Ağının Çöküşü
ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından işletilen hava kalitesi izleme istasyonları, son yıllarda artan bütçe kesintileri ve bakımsızlık nedeniyle devre dışı kalıyor. 2020'de yürürlüğe giren düzenlemeler, birçok istasyonun kapatılmasına veya veri toplama sıklığının azaltılmasına yol açtı. Özellikle sanayi bölgelerinde bulunan izleme noktaları, endüstriyel emisyonların izlenmesini zorlaştıracak şekilde kaldırıldı. Bu durum, halkın soluduğu havanın kalitesi hakkında bilgi sahibi olma hakkını tehdit ediyor.
Louisiana, Texas ve Ohio'da eyalet yasama organlarına sunulan yasa tasarıları, hava kirliliği verilerinin yalnızca belirli amaçlarla kullanılmasını öngörüyor. Kimya endüstrisi lobileri, bu verilerin "yanıltıcı" veya "bağlamdan kopuk" olduğunu iddia ederek, halkın erişimini sınırlamayı hedefliyor. Örneğin, Louisiana'da kabul edilen bir yasa, endüstriyel tesislerin yakınındaki hava kalitesi ölçümlerinin yalnızca devlet kurumları tarafından kullanılmasına izin veriyor; bağımsız araştırmacılar ve medya kuruluşları bu verilere erişemiyor.
Texas'ta ise, eyalet çevre kalitesi komisyonu (TCEQ) tarafından toplanan verilerin kamuya açıklanmasını geciktiren bir düzenleme yürürlüğe girdi. Ohio'da ise, kimya endüstrisinin yoğun olduğu bölgelerde yeni izleme istasyonlarının kurulması engellendi. Bu adımlar, endüstrinin çevresel etkilerini gizleme çabası olarak yorumlanıyor.
Federal Geri Adımlar ve Yasal Boşluklar
Federal düzeyde, Trump yönetimi döneminde başlatılan çevre düzenlemelerindeki geri adımlar, Biden yönetimi altında da kısmen devam etti. Temiz Hava Yasası'nın (Clean Air Act) uygulanmasındaki gevşemeler, eyaletlere daha fazla yetki devredilmesine yol açtı. Ancak bu yetki devri, bazı eyaletlerde endüstri dostu yasaların hızla geçirilmesine olanak tanıdı. Kimya endüstrisi, bu yasaları desteklemek için milyonlarca dolar lobi harcaması yapıyor.
Öte yandan, halk sağlığı uzmanları ve çevre örgütleri, bu yasaların anayasaya aykırı olabileceğini savunuyor. Hava kirliliği verilerine erişimin kısıtlanması, özellikle astım, kalp hastalığı ve kanser riski taşıyan topluluklar için ciddi sonuçlar doğurabilir. Örneğin, Louisiana'nın "Kanser Yolu" olarak bilinen bölgesinde, kimya tesislerinin emisyonları nedeniyle kanser oranları ulusal ortalamanın çok üzerinde. Ancak yeni yasalar, bu bölgedeki hava kalitesi verilerinin kamuoyuyla paylaşılmasını engelliyor.
Federal düzeyde, EPA'nın 2023 bütçesi, hava izleme programları için ayrılan fonu yüzde 15 azalttı. Bu kesinti, mevcut istasyonların bakımını ve yeni teknolojilerin entegrasyonunu zorlaştırıyor. Ayrıca, EPA'nın veri paylaşım politikaları, eyaletlerin kendi verilerini saklama eğilimini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişmeler, küresel çevre politikaları açısından da endişe verici. Paris İklim Anlaşması kapsamında sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü veren ABD, aynı zamanda hava kirliliği verilerinin şeffaflığını da tehlikeye atıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) hava kalitesi kılavuzlarına uyum, birçok ülke için referans niteliğinde. ABD'deki veri kısıtlamaları, diğer ülkelerin de benzer yasalar çıkarmasına örnek teşkil edebilir.
Kimya endüstrisi, küresel ölçekte büyük bir ekonomik güç. ABD'de faaliyet gösteren dev şirketler, aynı zamanda Avrupa ve Asya'da da etkili. Bu şirketlerin, hava kirliliği verilerinin kısıtlanması yönündeki çabaları, uluslararası düzeyde de benzer girişimleri teşvik edebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, çevresel düzenlemelerin zayıf olduğu ortamlarda, bu tür yasalar halk sağlığını daha da risk altına sokabilir.
Avrupa Birliği'nde ise, tam tersi bir eğilim gözlemleniyor. AB, 2024'te yürürlüğe giren yeni hava kalitesi direktifiyle, üye ülkelerde daha sıkı izleme ve kamuya açık veri paylaşımı zorunluluğu getirdi. Bu, ABD ile AB arasında çevre politikaları açısından derin bir ayrışmaya işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişmeler, Türkiye'nin çevre ve iklim politikaları için ders niteliğinde. Türkiye, son yıllarda hava kalitesi izleme ağını genişletmiş ve verileri kamuoyuyla paylaşan bir platform oluşturmuştu. Ancak artan sanayi yatırımları ve enerji ihtiyacı, benzer baskıların Türkiye'de de ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Kimya ve enerji sektörlerinin çevresel düzenlemeleri zayıflatma çabaları, Türkiye'de de görülebilir. Ayrıca, ABD'deki veri kısıtlamaları, küresel iklim müzakerelerinde şeffaflık ilkesini zedeleyerek Türkiye gibi ülkelerin elini zayıflatabilir. Türkiye, kendi hava kalitesi verilerini korumak ve kamuoyuyla paylaşmak için yasal güvenceler oluşturmalı.