ABD'nin İran'la yeni bir nükleer anlaşma arayışı, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik ortaklığı kritik bir sınavdan geçiriyor. Uzmanlara göre, eğer İran yeni bir anlaşmayla ekonomik rahatlama ve siyasi meşruiyet kazanırsa, İsrail'in de benzer bir güvence paketiyle tatmin edilmesi gerekiyor. Aksi halde uzun soluklu ABD-İsrail ittifakı, bölgesel dengelerin değişmesiyle sarsılabilir.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın nükleer programı, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) ABD'nin 2018'de tek taraflı çekilmesiyle yeniden krize dönüştü. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak yüzde 60 saflığa ulaştığını duyurdu. Bu durum, İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak algılanıyor. Biden yönetimi, dolaylı görüşmeler yoluyla anlaşmaya dönmeyi hedefliyor ancak İsrail, İran'ın bölgesel milislerle ilişkisini ve balistik füze programını da kapsayan daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor.
Son dönemde İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı tedarik etmesi, Batılı devletlerin Tahran'a yönelik yaptırımları artırmasına yol açtı. Ancak Trump döneminin aksine, bugün ABD'nin diplomatik bir çözüme daha sıcak baktığı görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, KOEP'in İran'ın nükleer tesislerini tamamen kapatmadığını, sadece geçici olarak durdurduğunu savunarak yeni bir anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olası bir ABD-İran anlaşması, Orta Doğu'nun jeopolitik haritasını yeniden çizebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez monarşileri, İran'ın yeniden uluslararası sisteme entegre olmasından endişe duyuyor. Öte yandan Çin ve Rusya, İran'la ilişkilerini derinleştirerek ABD'nin bölgedeki etkisini dengelemeye çalışıyor. İsrail ise, Suriye'de İran destekli güçlere yönelik hava saldırılarını sürdürerek kendi kırmızı çizgilerini korumaya çalışıyor. ABD Senatosu'ndaki bazı Cumhuriyetçi üyeler, İran'a yönelik herhangi bir tavizi İsrail'in güvenliğine ihanet olarak nitelendiriyor.
Analistler, Washington'un İran'la yapacağı bir anlaşmanın, İsrail'e de benzer stratejik garantiler vermesi gerektiğini belirtiyor. Örneğin, İsrail'in askeri üstünlüğünü tanıyan bir mutabakat ya da İran'ın nükleer silah geliştirmesi durumunda ABD'nin müdahale edeceğine dair bağlayıcı bir taahhüt. Aksi takdirde İsrail, kendi güvenliğini sağlamak için tek taraflı operasyonlara yönelebilir ve bu da ABD'yi istenmeyen bir çatışmanın içine çekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail-İran üçgenindeki bu gelişmeler, Türk dış politikası açısından doğrudan ve dolaylı etkiler taşıyor. Türkiye, İran'la enerji ithalatı ve sınır güvenliği konularında yakın ilişki içinde. Olası bir ABD-İran anlaşması, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini artırabilir ancak aynı zamanda İran'ın bölgesel nüfuzunu güçlendirerek Suriye ve Irak'ta Ankara'nın çıkarlarını zorlayabilir. İsrail'le son yıllarda normalleşme adımları atan Türkiye, bu süreçte iki ülke arasında denge kurmak zorunda. ABD'nin ittifakı kurtarma çabaları, dolaylı olarak Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını da etkileyebilir.