ABD'de haziran ayında işsizlik oranı %4,1'e gerileyerek piyasa beklentilerinin aksine düşüş kaydetti. Ancak tarım dışı istihdam artışı 206 bin kişi ile 190 binlik beklentinin üzerinde gerçekleşmesine rağmen, önceki aylara göre zayıflama sinyali verdi. Bu karmaşık tablo, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimi konusunda temkinli duruşunu korumasına yol açıyor.
İşgücü piyasasında karışık sinyaller
ABD Çalışma Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre, haziranda işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puan azalarak %4,1 oldu. Ancak bu düşüşe rağmen, işsizlik hala bir yıl öncesine göre 0,5 puan daha yüksek seyrediyor. İstihdama katılım oranı %62,6 ile değişmezken, ortalama saatlik kazançlar yıllık %3,9 artış gösterdi.
Tarım dışı istihdam haziranda 206 bin kişi artarken, mayıs ayındaki 272 binlik güçlü artışın gerisinde kaldı. Özellikle sağlık ve sosyal yardım sektörü 82 bin, inşaat sektörü 27 bin, devlet sektörü ise 70 bin kişilik istihdam artışına katkı sağladı. Öte yandan, perakende sektörü 4 bin kişi ile istihdam kaybı yaşarken, imalat sanayisinde 8 bin kişilik artış kaydedildi.
Fed'in şahin duruşu güçleniyor
ABD işgücü piyasasının genel olarak güçlü kalmaya devam etmesi, Fed'in faiz indirimi konusunda aceleci davranmayacağını teyit ediyor. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonun %2 hedefine düşüşünü teyit edene kadar faiz indirimine gitmeyeceklerini defalarca vurgulamıştı. Haziran ayı işsizlik verilerinin beklentilerden iyi gelmesi, Powell'ın bu söylemini destekler nitelikte.
Piyasalar, Fed'in eylül ayında faiz indirimine başlama olasılığını %70 olarak fiyatlarken, işgücü piyasasındaki direnç bu beklentileri zayıflatıyor. Uzmanlar, enflasyonla mücadelede son kilometrenin en zorlu kısım olduğunu ve Fed'in verilere bağlı kalarak hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.
Küresel ekonomiye yansımaları
ABD ekonomisinin güçlü seyri, küresel büyüme üzerinde de etkili oluyor. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'de canlı talep, özellikle ihracata dayalı gelişmekte olan ülkeler için olumlu bir faktör. Ancak yüksek faiz ortamının uzun sürmesi, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırarak sermaye çıkışlarına yol açabiliyor. Ayrıca, güçlü dolar, diğer ülkelerin para birimlerinde değer kaybına neden olarak enflasyonist baskıları artırabiliyor.
Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası da benzer şekilde faiz indirimi konusunda temkinli bir yol izlerken, Japonya Merkez Bankası ise faiz artırımına yönelebileceğinin sinyallerini veriyor. Bu küresel para politikası ayrışması, döviz kurlarında dalgalanmaya neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de işsizliğin düşük seyretmesi ve Fed'in şahin duruşunu koruması, Türkiye ekonomisi için çeşitli kanallardan etki yaratıyor. Güçlü ABD ekonomisi, Türkiye'nin ihracatını destekleyici bir faktörken, yüksek ABD faiz oranları gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırarak Türk lirası üzerinde baskı oluşturabiliyor. Ayrıca, enerji ve emtia fiyatlarındaki olası yükseliş, Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da benzer şekilde enflasyonla mücadelede sıkı para politikasını sürdürürken, Fed'in adımları TCMB'nin politika alanını daraltıyor. Bu nedenle, ABD verilerinin yakından takip edilmesi, Türkiye'nin ekonomik istikrarı için kritik önem taşıyor.