Küresel düzenin eşitsizliklerle örülü olduğuna dair artan farkındalık, reform çağrılarını da beraberinde getiriyor. Çok taraflı bir sistem inşa etmek ve dünya nüfusunun büyük çoğunluğuna hizmet edecek bir yapı kurmak için özellikle uluslararası finans mimarisinin, egemen borç kurallarının ve kurumsal vergilendirme politikalarının yeniden tasarlanması gerekiyor. Bu üç temel unsur, daha adil bir dünya düzeninin temel taşlarını oluşturuyor.
Reformun Arkasındaki Dinamikler
2008 küresel mali krizinden bu yana, dünya ekonomisindeki yapısal sorunlar daha görünür hale geldi. Gelişmekte olan ülkelerin borç yükleri, pandemi ve iklim krizlerinin etkisiyle daha da ağırlaştı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumların kriz yönetimindeki yetersizlikleri, özellikle Global Güney'in bu kurumlara olan güvenini sarstı. Bretton Woods sistemi, 1944'te oluşturulduğu dönemin ihtiyaçlarına göre tasarlanmıştı; bugün ise 21. yüzyılın gerçekleriyle başa çıkmakta zorlanıyor.
Egemen borç krizleri, reformun en acil alanlarından birini oluşturuyor. Arjantin, Zambiya, Sri Lanka ve Gana gibi ülkelerin yaşadığı borç sorunları, mevcut yeniden yapılandırma mekanizmalarının etkisiz kaldığını gösteriyor. Özel alacaklıların bu süreçlere katılımının gönüllülük esasına dayanması, süreçleri tıkarken, adil bir çözüm için bağlayıcı bir tahkim mekanizmasına olan ihtiyacı net biçimde ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde bu yönde çabalar olsa da, güçlü ülkelerin direnci nedeniyle somut adımlar yavaş ilerliyor.
Kurumsal vergilendirme ise bir diğer kritik alan. Küresel şirketlerin kârlarını düşük vergili ülkelere kaydırması, her yıl yüz milyarlarca doların devlet bütçelerinden kaçmasına neden oluyor. OECD liderliğinde yürütülen Küresel Vergi Anlaşması çerçevesinde 2021'de imzalanan anlaşma, asgari kurumlar vergisi oranı belirliyor, ancak uygulamada ABD Kongresi'nin onayının hâlâ çıkmaması gibi sorunlar var. Dijital şirketlerin vergilendirilmesi konusunda da henüz kalıcı bir çözüm bulunamadı.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Finans mimarisinde yapılacak bir reform, sadece borç ve vergi düzenlemelerini değil, aynı zamanda küresel karar alma mekanizmalarının demokratikleştirilmesini de içermeli. Gelişmekte olan ülkeler, IMF ve Dünya Bankası'ndaki oy haklarının artırılmasını talep ediyor. Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika'nın öncülüğündeki BRICS grubu, kendi kalkınma bankaları ve alternatif finansal mekanizmalar inşa ederek bu taleplerine somut seçenekler sunuyor.
Öte yandan, iklim finansmanı da bu tartışmaların ayrılmaz bir parçası haline geldi. Zengin ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için yoksul ülkelere taahhüt ettikleri yıllık 100 milyar dolar yardımın hâlâ tam anlamıyla karşılanmaması, güven bunalımını derinleştiriyor. Gelişmekte olan ülkeler, borç silme ve iklim fonlarına daha fazla kaynak aktarılması çağrısını yineliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda artan dış borç stoku ve cari açığıyla bu küresel tartışmanın tam ortasında yer alıyor. Daha adil bir uluslararası finans mimarisi, Türkiye'nin borç yönetimini kolaylaştırabileceği gibi, yeni kriz dönemlerinde daha esnek hareket etme imkânı sağlayabilir. Ayrıca küresel asgari kurumlar vergisi uygulaması, Türkiye'nin rekabetçi vergi politikaları üzerinden yabancı yatırım çekme stratejisini doğrudan etkileyecek. Türkiye, reform çağrılarında kendine yer bulmalı ve özellikle G20 ve BM platformlarında gelişmekte olan ülkelerin sesini güçlendiren bir pozisyon almalıdır.