ABD yönetimi, İran ile nükleer anlaşma ve bölgesel gerilimlerin azaltılması konusunda yeni bir sayfa açma umuduyla İsviçre'de diplomatik görüşmelere başladı. Ancak eski Başkan Donald Trump, seçilmesi halinde Tahran'ı yeniden bombalamakla tehdit ederek süreci gölgeledi. Görüşmeler, iki ülke arasındaki on yıllardır süren düşmanlığın aşılması için kritik bir test olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ve İranlı diplomatlar, İsviçre'nin ev sahipliğinde düzenlenen bir dizi toplantıda bir araya geliyor. Bu görüşmeler, 2015'te imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve İran'ın bölgesel faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi kapsamlı konuları ele alıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Washington'un "iyi niyetle" masaya oturduğu ve somut ilerleme kaydetmek istediği belirtildi. Ancak Trump'ın sosyal medya paylaşımları ve müttefiklerine yaptığı açıklamalarda "İran'ı vuracağını" söylemesi, diplomatik çabaların kırılganlığını ortaya koyuyor. İran cephesinde ise Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, ">müzakerelerin başarısız olması halinde alternatif yolların düşünüleceğini" ima etti. Uzmanlar, Trump'ın tehditlerinin İran'ı müzakere masasında daha esnek olmaya itebileceği gibi, tersine sertleşmeye de yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'la yapılacak olası bir anlaşma, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun genel jeopolitik dengesini de etkileme potansiyeline sahip. Nükleer programının dizginlenmesi, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörlerin güvenlik endişelerini azaltabilir. Ayrıca, İran'ın Yemen'deki Husilere ve Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği desteğin sınırlandırılması, bölgesel istikrar için kritik. Ekonomik boyutta ise, yaptırımların hafifletilmesi İran'ın petrol ihracatını artırarak küresel enerji fiyatlarını düşürebilir. Ancak Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde bu sürecin tamamen tersine dönebileceği endişesi yatırımcıları tedirgin ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran yakınlaşması, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındıran bir gelişme. İran'la 535 km'lik kara sınırı bulunan Türkiye, komşusundaki istikrarı doğrudan hissediyor. Nükleer anlaşma ekonomik yaptırımların hafiflemesine yol açarsa, İran'la ticaret hacmimiz (2023'te 5 milyar dolar civarında) artabilir ve enerji ithalatında yeni fırsatlar doğabilir. Öte yandan, İran'ın bölgesel nüfuzunun artması Ankara'nın Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çelişebilir. Ayrıca Trump'ın tehditleri gerçekleşirse, sınırımızda yeni bir savaş ve mülteci dalgası riskiyle karşılaşabiliriz. Türk diplomasisi, bu hassas dönemde hem Washington hem Tahran'la dengeli bir ilişki sürdürmeye özen göstermeli.