ABD ordusu, Salı günü erken saatlerde İran'a yönelik üçüncü gece üst üste hava saldırısı başlattı. Pompeo'nun açıklamasına göre, saldırılarda İran'ın balistik füze programıyla bağlantılı tesisler hedef alındı. Bu gelişme, iki ülke arasında yeniden alevlenen çatışmaların yeni bir boyut kazandığına işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump ise, konuşmasında askeri seçenekleri kullanmanın yanı sıra Tahran'la diplomatik bir çözüm bulunmasının hala mümkün olduğunu belirtti. Trump'ın bu çelişkili duruşu, uluslararası kamuoyunda 'mızrak ve zeytin dalı' stratejisi olarak yorumlandı.
Arka plan: Misilleme ve tırmanma sarmalı
Saldırıların fitilini, geçen hafta Basra Körfezi'nde ABD'ye ait bir savaş gemisine düzenlenen ve 3 askerin yaralandığı füze saldırısı ateşledi. ABD, saldırının sorumlusu olarak İran'ı işaret ederken, İran resmi makamları olayla ilgisi olmadığını duyurdu. Buna rağmen Pentagon, Pazar akşamı İran'ın Huzistan eyaletindeki insansız hava aracı üssüne hava harekâtı düzenledi. Bu saldırıda en az 12 İran askerinin öldüğü bildirildi.
İran ise ilk gece saldırısına, Irak'taki ABD varlıklarına roket atışlarıyla yanıt verdi. Irak hükümeti, kendi topraklarından yapılan bu saldırıları kınarken, ABD'ye de İran'la gerilimi düşürme çağrısı yaptı. Trump yönetimi ise, 'yeni bir stratejik doktrin' çerçevesinde İran'ın füze ve drone kapasitesini yok etmeye odaklandıklarını belirtiyor.
Anlaşma sinyali ne anlama geliyor?
Trump'ın 'anlaşma hala mümkün' ifadesi, Beyaz Saray içinde iki farklı yaklaşımın varlığını gözler önüne seriyor. Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı'ndaki şahin kanat, İran'ın nükleer ve füze programını tamamen durdurana kadar askeri baskının artırılmasını savunurken; ekonomi danışmanları, uzun sürecek bir çatışmanın küresel petrol fiyatlarını patlatacağı ve 2024 seçimleri öncesi ekonomik istikrarı bozacağı uyarısında bulunuyor.
İran ile müzakerelerin başlatılması için İsviçre ve Umman'ın aracılık yapabileceği konuşuluyor. Ancak Tahran'ın, ilk etapta ABD'nin tüm hava operasyonlarını durdurması ve Irak'tan çekilmesi gibi koşullar ileri sürebileceği tahmin ediliyor. ABD'nin bu şartları kabul etmesi şimdilik zor görünüyor.
Bölgesel yansımalar
ABD-İran çatışması, İsrail ile Lübnan Hizbullah'ı arasındaki gerginliği de ateşledi. İsrail Başbakanı Netanyahu, 'ABD'nin arkasında tam destekle durduklarını' açıklarken, İran yanlısı Husiler Yemen'den Suudi Arabistan'a balistik füze fırlattı. Suudi Arabistan, füzenin Riyad'ın kuzeyine düştüğünü ve ölen ya da yaralanan olmadığını bildirdi. BAE ve Bahreyn ise, olası İran misillemesine karşı hava savunmalarını güçlendirdi. Körfez Konseyi, acil toplantıya çağrıldı.
Avrupa Birliği, her iki tarafa da itidal çağrısı yaparken, Fransa ve Almanya, Tahran'daki diplomatik misyonlarının faaliyetlerini askıya aldı. BM Güvenlik Konseyi, ABD ve İran'ı masaya oturmaya zorlayacak bir karar taslağı üzerinde çalışıyor ancak Rusya ve Çin'in, ABD'ye yaptırım uygulanmasını da içeren bir metin önerdiği belirtiliyor. Bu durum, Moskova ve Pekin'in Washington'a karşı diplomatik bir cephe oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik saldırıları, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir kriz hattı oluşturma potansiyeli taşıyor. Türkiye, İran ile 560 kilometrelik kara sınırını paylaşıyor ve iki ülke arasında enerji ticareti, terörle mücadele gibi alanlarda iş birliği mekanizmaları bulunuyor. Çatışmanın sürmesi halinde, İran üzerinden Türkiye'ye yönelik düzensiz göç akışının artması ve PKK'nın İran kolu PJAK'ın bölgede daha aktif hale gelmesi olasılığı mevcut. Ayrıca, ABD'nin bölgede askeri varlığının artması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri operasyonlarını zorlaştırabilir. Ankara, hem Washington hem Tahran'la diyaloğunu sürdürmek zorunda olduğu hassas bir denge politikası izliyor.