ABD, son haftalarda İran ile yaşanan askeri gerilimde binlerce 'yeri doldurulamaz' füze ateşledi. Bu durum, ülkenin 'özgürlük cephaneliği' olarak adlandırılan stratejik silah rezervlerinin tehlikeli biçimde tükenip tükenmediği sorusunu gündeme getiriyor. Uzmanlar, yüksek teknolojili mühimmatların üretim hızının savaş tüketim hızına yetişemediğini belirtiyor. Peki, Trump yönetimi askeri kapasitesini sürdürülebilir mi?
Gelişmenin arka planı
ABD'nin İran'a yönelik son askeri operasyonları, özellikle hassas güdümlü füzeler ve insansız hava aracı mühimmatları üzerinde yoğunlaştı. Tomahawk seyir füzeleri, JDAM güdüm kitleri ve HIMARS roketleri gibi sistemler, İran'a bağlı hedeflere karşı yoğun şekilde kullanıldı. Pentagon kaynaklarına göre, bu saldırılar sırasında tüketilen mühimmat miktarı, son on yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Ancak asıl endişe, bu silahların üretim altyapısının yetersiz kalması. Savunma Bakanlığı'nın yıllık raporlarına göre, bazı kritik mühimmat kalemlerinin stokları kritik seviyenin altına düştü. Örneğin, Stinger ve Javelin gibi taşınabilir savunma sistemlerinin üretimi, yıllık ihtiyacın ancak yüzde 30'unu karşılıyor. Benzer durum denizaltılardan fırlatılan Tomahawk füzeleri için de geçerli.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu durum yalnızca ABD'yi değil, küresel savunma dengelerini de ilgilendiriyor. ABD'nin müttefikleri, özellikle NATO ülkeleri, Teksas ve Kaliforniya'daki fabrikalardan gelen tedarikin yavaşlamasından endişe duyuyor. Avrupa'daki bazı ülkeler, kendi stoklarını artırma yoluna giderken, Doğu Avrupa'daki NATO'nun doğu kanadı ülkeleri, Rusya tehdidine karşı ABD'nin güvenilirliğini sorguluyor.
Uzmanlar, silah stoklarının tükenmesinin, bir sonraki kriz anında ABD'nin caydırıcılık gücünü zayıflatabileceğini ifade ediyor. Ayrıca, silah üreticisi şirketlerin savunma bütçelerinden aldığı payın artması, siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bazı Kongre üyeleri, savunma harcamalarındaki bu artışın bütçe açığını büyüttüğüne dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'la yaşadığı bu gerilim, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir bölgesel gelişme. Türkiye, ABD'nin müttefiki olmasına rağmen, İran'la enerji ve ticaret ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle, ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonları, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin silah stoklarının azalması, Türkiye'ye yönelik askeri yardım ve ithalat süreçlerini yavaşlatabilir. Türkiye'nin kendi savunma sanayiini geliştirme çabaları, bu bağlamda daha da önem kazanıyor. S400 ve diğer Rus sistemleri ile yaşanan gerginlik, ABD'nin bu durumunun Türkiye'ye yeni pazarlıklar için alan açabileceğini gösteriyor.