İran ile ABD arasında yeniden alevlenen askeri çatışma altıncı gününe girmiş durumda. Her iki taraf da son 24 saat içinde birbirlerine karşı saldırılarını sürdürürken, savaşı sona erdirecek müzakerelere kapıyı tamamen kapamadıklarının sinyalini verdi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "Diplomatik çözüm hâlâ masada" ifadesi kullanılırken, Tahran yönetimi de uluslararası arabulucular aracılığıyla temas kanallarının açık olduğunu duyurdu. Çatışmaların merkez üssü olan Basra Körfezi ve İran'ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinde sivillerin durumu giderek kötüleşiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, bölgeden kaçanların sayısının 100 bini aştığını bildirdi.
Gelişmenin arka planı: Altı gündür süren saldırılar
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son 24 saat içinde İran'ın batısındaki üç askeri tesise hassas grevler düzenlediğini açıkladı. Hedefler arasında balistik füze rampaları ve insansız hava aracı üslerinin bulunduğu belirtildi. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı açıklarında ABD Donanması'na ait iki destroyere karşı deniz mayınları ve hızlı botlarla saldırı girişiminde bulunduğunu duyurdu. Çatışmalarda bugüne kadar en az 45 ABD askeri personeli ile 120 İranlı askerin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Resmî rakamlar henüz açıklanmamış olsa da bölgedeki hastanelerden gelen bilgiler sivil kayıpların da arttığına işaret ediyor.
İran Dışişleri Bakanı, Katar ve Umman aracılığıyla ABD'ye bir mesaj ilettiğini ve ateşkes için şartlarını sunduğunu belirtti. Öte yandan ABD'nin özel temsilcisi, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı kapalı oturumda, İran'ın nükleer programa yönelik bazı taahhütlerden vazgeçmesi halinde müzakerelere yeniden başlanabileceğini ifade etti. Uzmanlar, her iki tarafın da iç kamuoyu baskısı altında olduğunu; Trump yönetiminin seçim öncesi askerî maceradan kaçınmaya çalıştığını, İran yönetiminin ise ekonomik kriz nedeniyle savaşın uzamasını kaldıramayacağını vurguluyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Petrol fiyatları ve güç dengeleri
Çatışmaların altıncı gününde uluslararası petrol piyasaları sert dalgalanmalar yaşadı. Brent petrolün varil fiyatı 95 doları aşarken, analistler Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin tehlikeye girmesi halinde fiyatların üç haneli rakamlara çıkabileceği uyarısı yaptı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, üretimlerini artırarak piyasayı dengelemeye çalışıyor ancak bölgedeki istikrarsızlık yatırımcıları tedirgin ediyor. Rusya ve Çin, BMGK'da ABD'ye yönelik sert eleştirilerde bulunurken, Avrupa Birliği her iki tarafa da itidal çağrısı yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Tahran ve Washington arasında mekik diplomasisi yürütmeye hazır olduğunu bildirdi.
Çatışmaların Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirmesi bekleniyor. İsrail, ABD'nin yanında yer alarak İran'ın Suriye'deki varlığına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Lübnan Hizbullahı ise İran'a destek mesajı verirken doğrudan bir müdahaleden kaçınıyor. Yemen'deki Husiler, Suudi Arabistan topraklarına insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek çatışmayı genişletme riskini artırıyor. Bölgesel uzmanlar, bu durumun İran'ın yıllardır inşa ettiği vekil güç ağını zayıflatabileceğini ancak aynı zamanda yeni bir vekâlet savaşının fitilini ateşleyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışmasının derinleşmesi, Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artırarak cari açığı büyütebilir ve enflasyonu tetikleyebilir. Ayrıca çatışma bölgesine yakınlığı nedeniyle Türkiye, sığınmacı akını ve terör örgütlerinin bölgede güç kazanması gibi tehditlerle karşı karşıya kalabilir. Diplomatik açıdan bakıldığında, Ankara'nın hem ABD ile ittifak ilişkilerini hem de İran'la komşuluk bağlarını koruma stratejisi zorlu bir sınava girecek. Türkiye, Katar ve İran arasında arabuluculuk yaparak bölgesel bir kriz yönetimi rolü üstlenebilir. Ancak bu denge politikasının başarısı, tarafların Ankara'nın samimiyetine duyduğu güvene bağlı olacak.