ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, Basra Körfezi'ndeki Arap monarşilerini güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Son dönemde İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırıları ve ABD'nin askeri varlığını artırmasına rağmen, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler Tahran ile ilişkilerini onarma ve işbirliği alanları oluşturma çabalarını sürdürüyor. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), hem Washington'a olan bağımlılıklarını azaltmak hem de bölgesel istikrarı korumak için İran'la diplomatik kanalları açık tutuyor.
Körfez ülkelerinin İran ile denge arayışı
KİK ülkeleri, uzun süredir ABD'nin askeri şemsiyesi altında güvenliklerini sağlıyor. Ancak ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri ve İran'ın artan askeri kapasitesi, bu ülkeleri alternatif arayışlara yöneltiyor. Katar, 2022 Dünya Kupası sonrası bölgesel arabuluculuk rolünü pekiştirirken, Suudi Arabistan Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda komşularıyla ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor. BAE ise Dubai merkezli ticaret ve finans ağları sayesinde İran'la ekonomik bağlarını sürdürüyor.
İran'ın Mart 2024'te İsrail'e düzenlediği insansız hava aracı ve füze saldırısı, Körfez ülkelerinde alarm yaratsa da, Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Tahran'la doğrudan çatışmaya girmekten kaçınıyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, "Bölgede hiçbir ülke savaş istemiyor. Diyalog ve işbirliği yoluyla güvenliği sağlamak mümkün" dedi.
CMEC (Gulf States Center for Strategic Studies) analisti Dr. Fatima al-Suwaidi'ye göre, "Körfez ülkeleri artık yalnızca ABD'ye güvenemeyeceklerini biliyor. Çin, Rusya ve hatta Avrupa Birliği ile güvenlik ilişkilerini geliştirmek istiyorlar." Bu durum, Körfez'in geleneksel Batı ittifakından uzaklaştığı anlamına gelmiyor; ancak çoklu bağlantılar oluşturarak riskleri dağıtma stratejisi izleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerilimi, sadece Körfez'i değil, tüm Orta Doğu'yu etkiliyor. İran'ın nükleer programı ve vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü etki politikası, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerini tehdit ediyor. ABD'nin KİK ülkelerindeki askeri üsleri (Bahreyn'deki 5. Filo, Katar'daki el-Udeid Üssü, BAE'deki el-Dhafra Hava Üssü) İran için hedef haline gelebilir. Bu nedenle Körfez ülkeleri, hem Washington'u memnun edecek hem de Tahran'ı kışkırtmayacak bir denge kurmaya çalışıyor.
Çin'in bölgede artan etkisi, Körfez ülkelerine alternatif bir güç dengesi sunuyor. 2023'te Suudi Arabistan ve İran'ın Pekin'de normalleşme anlaşması imzalaması, Çin'in arabuluculuk rolünü güçlendirdi. Ayrıca BRICS'e katılım ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkiler, Körfez ülkelerinin çok kutuplu dünya düzenine uyum sağladığını gösteriyor.
Enerji piyasaları da bu gerilimden etkileniyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden oluyor. Körfez ülkeleri, petrol gelirlerine bağımlılığı azaltmak için ekonomilerini çeşitlendirse de, kısa vadede enerji güvenliği hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran savaşı ihtimali, Türkiye için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. Türkiye, İran'la komşu olması nedeniyle olası bir çatışmadan doğrudan etkilenecek. Ayrıca Katar ve Suudi Arabistan ile gelişen ilişkiler, Körfez'deki istikrarın Ankara için önemini artırıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden karşılıyor; olası bir petrol krizi Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Diplomatik olarak Türkiye, hem NATO müttefiki ABD hem de İran ile dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışıyor. Ankara, bölgesel arabuluculuk girişimleriyle (örneğin Somali-Etiyopya anlaşmazlığı) Körfez ülkelerine alternatif bir model sunarak kendi konumunu güçlendirebilir.