ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından, on binlerce Lübnanlı sivilin Güney Lübnan'daki evlerine dönmeye başladığı bildiriliyor. İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların ardından boşaltılan bölgelere yönelik bu kitlesel dönüş hareketi, bölgesel jeopolitik dengelerde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. Gözlemciler, sürecin Lübnan'ın egemenliği ve bölgedeki istikrar açısından kritik sonuçlar doğuracağını belirtiyor.
Mutabakatın perde arkası ve dönüş süreci
ABD ve İran arasında dolaylı yollardan yürütülen müzakerelerin ardından varılan anlaşma, Güney Lübnan'daki insani krizi sona erdirmeyi hedefliyor. BM verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 1 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edilmişti ve bunların yaklaşık 600 bini Güney Lübnan'daki evlerine dönmeyi bekliyordu. Anlaşma kapsamında İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisini sınırlaması ve ABD'nin de bölgedeki askeri varlığını yeniden düzenlemesi öngörülüyor. Ancak uzmanlar, anlaşmanın uygulanmasının birkaç ay sürebileceğine ve sahadaki gerçeklerle uyumlu olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Güney Lübnan'a dönüşler, şimdilik sınırlı bir izinle başlamış durumda. Lübnan ordusu, bölgede güvenliği sağlamak için ek birlikler konuşlandırırken, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) de süreci izliyor. Görgü tanıkları, yüzlerce aracın kuzeyden güneye doğru ilerlediğini, birçok mahallelinin evlerini sağlam bulamadığını ancak geri dönüş azmini koruduğunu aktarıyor.
Bölgesel boyut: İran-ABD rekabeti ve Lübnan'ın geleceği
Bu gelişme, sadece Lübnan için değil, tüm Ortadoğu için önemli bir sınav niteliği taşıyor. İran'ın nüfuz alanı olarak gördüğü Güney Lübnan, ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan açısından da stratejik öneme sahip. Mutabakat, İran'ın nükleer programına ilişkin daha geniş bir anlaşmanın parçası olarak görülüyor. Eğer başarılı olursa, Tahran ile Washington arasındaki gerilimi azaltabilir ve Yemen, Suriye gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer adımların atılmasının önünü açabilir. Ancak anlaşmanın mimarisindeki kırılganlıklar, özellikle de İsrail'in Hizbullah'a yönelik güvenlik kaygıları, sürecin sekteye uğrama riskini barındırıyor.
Lübnan'ın siyasi yapısındaki mezhepsel dengeler de mutabakattan doğrudan etkilenecek. Hizbullah'ın silah bırakması veya güneydeki askeri varlığını azaltması, ülkedeki Şii-Sünni dengesini yeniden şekillendirebilir. Bu durum, Lübnan'ın uzun süredir içinde bulunduğu siyasi krizi çözme potansiyeli taşısa da, kısa vadede yeni gerilimlere yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Lübnan'daki Türkmen toplumu hem de bölgesel istikrara olan hassasiyeti nedeniyle gelişmeleri yakından izliyor. ABD-İran mutabakatının başarılı olması, Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini ve Türkiye'nin Lübnan'daki insani yardım faaliyetlerini olumlu etkileyebilir. Ancak Hizbullah'ın zayıflaması, İran karşıtı blokta yer alan aktörlerin elini güçlendirirken, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesinde denge politikasını daha karmaşık hale getirebilir. Ankara için asıl önemli olan, sürecin Suriye'ye ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına yansımalarıdır. Türkiye, olası bir nüfus hareketliliğinin güney sınırlarına etkisini de hesaba katarak diplomatik girişimlerini sürdürmektedir.