ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılan mutabakatın (Memorandum of Understanding – MOU) “bittiğini” ilan ederken, Tahran yönetimiyle müzakerelere devam etme olasılığını da açık bıraktı. Singapur merkezli S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’ndan James M. Dorsey’e göre bu hamle, Trump’ın gelecekteki görüşmelerin başarısızlığı halinde sorumluluğu üzerinden atmasını sağlıyor. Dorsey, Trump’ın “mutabakat bitti” açıklamasıyla aslında kendisini süreçten soyutladığını, ancak kapıyı tamamen kapatmadığını, böylece ileride olası bir başarısızlıkta İran’ı suçlayabileceğini belirtiyor.
Mutabakatın Çöküşü ve Trump’ın Stratejisi
ABD ile İran arasında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, Trump’ın 2018’de tek taraflı olarak çekilmesiyle büyük bir darbe almıştı. Ardından iki ülke arasında dolaylı müzakereler yürütülmüş, ancak kalıcı bir çözüme ulaşılamamıştı. Son olarak, Trump yönetiminin İran’a yönelik “azami baskı” politikasını sürdürdüğü bir dönemde, taraflar arasında varıldığı iddia edilen gayriresmî bir mutabakatın varlığı basına yansımıştı.
Trump’ın “MOU bitti” çıkışı, aslında bu sürecin resmen sonlandırıldığı anlamına gelmiyor. Zira Dorsey, “Trump, müzakerelere devam edebileceğini söyleyerek kendine bir geri dönüş yolu bırakıyor. Ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemezse, bunu İran’ın inadına bağlayacak” diyor. Bu taktik, Trump’ın iş dünyasındaki müzakere tarzını yansıtıyor: Tarafı köşeye sıkıştırıp, tüm sorumluluğu karşıya yıkmak.
Öte yandan, İran tarafı bu açıklamaya temkinli yaklaştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “ABD’nin tek taraflı açıklamalarının bağlayıcılığı yoktur. Biz diyalog kapısını her zaman açık tuttuk” ifadelerini kullandı. Ancak Kum kentindeki dini liderliğe yakın kaynaklar, Trump’ın bu hamlesinin İran’daki reformist kanadı zor durumda bıraktığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Ortadoğu’daki dengeleri doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Trump’ın İran’a karşı sert tutumunu memnuniyetle karşılarken, Avrupa Birliği ve Çin ise diyalogdan yana olduklarını yineliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaptığı açıklamada “Diplomasi masası asla tamamen terk edilmemelidir” diyerek Trump’ın çıkışına dolaylı bir eleştiri getirdi.
Analistler, Trump’ın bu hamlesinin aslında Kasım 2024’teki ABD başkanlık seçimleri öncesinde İran konusunda seçmen tabanına güçlü bir mesaj verme amacı taşıdığını düşünüyor. Zira Trump, seçim kampanyasında “İran’ı diz çöktürdüğünü” iddia ederken, Demokrat rakibi ise onun diplomasiyi baltaladığını savunuyor. Dorsey’e göre bu durum, Ortadoğu’da kalıcı bir istikrar sağlanmasını zorlaştırıyor.
Ayrıca, İran’ın nükleer programına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) son raporu, Tahran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a çıkardığını ortaya koymuştu. Bu, silah sınıfı uranyum üretimine çok yakın bir oran. Uzmanlar, mevcut siyasi tıkanıklığın İran’ı daha agresif bir nükleer politikaya itebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran mutabakatının çökmesi, Türkiye’nin enerji ve güvenlik dengelerini doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, İran’dan doğalgaz ve petrol ithal ederken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 10 milyar doları buluyor. Ayrıca İran’a yönelik yaptırımların sıkılaşması, Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olma hedefini ve İran’la olan sınır güvenliği işbirliğini de olumsuz etkileyebilir. Ankara, bir yandan ABD ile ittifak ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan İran’la pragmatik bir diyalog yürütmek zorunda kalacak. Bu süreçte Türkiye’nin ara buluculuk girişimleri veya enerji anlaşmalarını yeniden gözden geçirmesi olasıdır.