ABD ve İran, Katar'ın başkenti Doha'da iki gün süren dolaylı müzakerelerin ardından, geçtiğimiz haziran ayında imzaladıkları anlaşmanın bazı maddelerinin uygulanmasına odaklanırken, kalıcı bir barışa yönelik somut bir ilerleme kaydedemedi. Görüşmelerin ana gündem maddesini, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'nın güvenliği oluşturdu. ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, tarafların İran'ın nükleer programına olası sınırlamalar konusunda ilerleme kaydettiğini belirtti ancak ayrıntı vermekten kaçındı.
Müzakerelerin arka planı ve tarafların tutumu
Doha'daki görüşmeler, taraflar arasında haziran ayında varılan ve İran'ın nükleer faaliyetlerinin bir kısmının dondurulması karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesini öngören geçici anlaşmanın uygulama aşamasına geçilmesi amacıyla düzenlenmişti. Ancak özellikle İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik tacizleri ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırması, gerginliğin ana kaynağı olarak öne çıkıyor. İranlı diplomatlar, görüşmelerde önceliklerinin boğazın güvenliğini sağlamak olduğunu vurgularken, ABD tarafı İran'ın nükleer programındaki ilerlemeyi durdurması koşulunda ısrar etti. Her iki taraf da müzakerelerin yapıcı geçtiğini ancak henüz bir anlaşmaya varılamadığını duyurdu.
Uzmanlara göre, Trump yönetiminin İran'a yönelik maksimum baskı politikası, Tahran'ı müzakere masasına oturmaya zorlamış olsa da iki ülke arasındaki temel güven sorunu aşılamıyor. İran'ın nükleer anlaşmaya geri dönmesi için yaptırımların tamamen kaldırılmasını talep etmesi, ABD'nin ise önce İran'ın nükleer faaliyetlerini tamamen durdurmasını istemesi, müzakerelerin kilitlenmesine yol açıyor. Dolaylı görüşmelerin Katar'da yapılması ise Körfez ülkelerinin arabuluculuk rolünü öne çıkarıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, yalnızca ABD ve İran için değil, küresel enerji piyasaları için de hayati önem taşıyor. Boğazın olası bir krizi, petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara ve küresel ekonomik durgunluğa neden olabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, boğazın açık kalması için İran ile dolaylı temaslarını sürdürürken, Avrupa Birliği de tarafları diyaloğa teşvik ediyor. Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler, boğazın güvenliğinin sağlanması için ABD'ye baskı yapıyor. Rusya ise İran'ı destekleyerek bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Tüm bu faktörler, Doha görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının küresel yankılarını artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlikten doğrudan etkilenebilir. Boğazın güvenliğinin tehlikeye girmesi, petrol ve doğalgaz fiyatlarını artırarak Türkiye ekonomisine ek yük getirebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile komşu olması ve ikili ticari ilişkileri nedeniyle ABD-İran gerginliğinden olumsuz etkilenme riski taşıyor. Ankara, taraflar arasında arabuluculuk yapma potansiyeline sahip olsa da, NATO üyesi olarak ABD'nin politikaları ile İran'a yönelik bağımsız diplomatik girişimleri arasında denge kurmak zorunda. Bu nedenle Doha görüşmelerinin sonucu, Türkiye'nin bölgesel dengeleri okuması ve enerji güvenliği stratejileri açısından kritik önem taşıyor.