İran, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'ndaki askeri ve diplomatik manevralarını artırarak ABD Başkanı Donald Trump'ı zor durumda bıraktı. Tahran yönetimi, Basra Körfezi'ndeki bu kritik geçiş noktasında devriye gemileri ve hızlı botlarla gösteri yaparken, aynı zamanda bölgedeki müttefikleri aracılığıyla dolaylı mesajlar gönderiyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığına rağmen, İran'ın asimetrik tehditleri ve siyasi manevraları nedeniyle Washington yönetiminin seçenekleri sınırlı görünüyor.
Gelişmenin arka planı
Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ile Basra Körfezi'ni birbirine bağlayan ve İran ile Arap Yarımadası arasında yer alan dar bir su yoludur. Küresel petrol arzının yaklaşık %20'si buradan geçmektedir. İran, uzun yıllardır bu boğazı jeopolitik bir koz olarak kullanmakta ve gerektiğinde kapatma tehdidi savurmaktadır.
Son haftalarda İran Devrim Muhafızları, boğazda daha sık tatbikat yapmaya başladı. ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) komutanı General Michael Kurilla, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, İran'ın hızlı botlarıyla ticari gemilere tacizde bulunduğunu ve drone faaliyetlerini artırdığını belirtti. Ayrıca, İran'ın Yemen'deki Husilere sağladığı istihbarat desteği sayesinde Kızıldeniz'de de ticari gemilere yönelik saldırıların arttığı ifade ediliyor.
Trump yönetimi, İran'a karşı maksimum baskı politikasını sürdürse de, doğrudan askeri müdahale seçeneği hem maliyetli hem de riskli görünüyor. Eski bir Pentagon yetkilisine göre, İran'ın boğazı tamamen kapatması olası değil ancak 'taciz ve yıldırma' taktikleriyle petrol fiyatlarını yükseltip küresel ekonomiyi etkileyebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu hamlesi, sadece ABD'yi değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkelerini de doğrudan etkiliyor. Bu ülkeler, petrol ihracatları için Hürmüz Boğazı'na bağımlı durumda. Herhangi bir gerginlik, petrol fiyatlarında ani sıçramalara yol açabilir. Son haftalarda Brent petrol varil fiyatı 75 dolar civarında seyrederken, bu tür bir krizin fiyatı 100 doların üzerine çıkarabileceği tahmin ediliyor.
ABD'nin bölgedeki müttefiki İsrail ise İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini sıkça dile getiriyor. Ancak, Hürmüz Boğazı'ndaki bu gerginlik, İsrail'in kuzey sınırındaki Hizbullah tehdidi ile birleşince, bölgesel bir çatışma riskini artırıyor. Rusya ve Çin ise bu durumu ABD'ye karşı diplomatik bir avantaj olarak kullanmaya çalışabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu gerginlik, Türkiye için enerji arz güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Irak ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinden karşılıyor ve bu petrolün büyük bölümü Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Olası bir kriz, akaryakıt fiyatlarını ve cari açığı artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ile olan askeri işbirliği ve Katar'daki Türk üssü de bölgedeki gelişmelerden etkilenebilir. Ankara, bir yandan ABD ile ittifakını sürdürürken, diğer yandan İran'la enerji ve güvenlik alanındaki diyaloğunu korumak zorunda. Bu nedenle, Türkiye'nin bölgede tarafsız ve dengeleyici bir rol oynaması bekleniyor.