ABD ile İran arasında imzalanan Mutabakat Zaptı’nın (MOU) imzalanmasından bu yana ikinci kez, Washington ve Tahran doğrudan askeri çatışmaya sürüklenme tehlikesi yaşıyor. ABD, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen birkaç gemiye ateş açmasının ardından “İran’daki 80 hedefi hassas mühimmatlarla vurduğunu” açıkladı. Bu gelişme, iki ülke arasındaki zaten kırılgan olan diyaloğu tamamen kopma noktasına getirdi. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyor. Yaşanan bu son gerginlik, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel çapta bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Mutabakat Zaptı’nın çöküşe giden yolu
ABD ile İran arasında varılan Mutabakat Zaptı, nükleer program ve bölgesel gerilimlerin azaltılması konularında bir diyalog mekanizması oluşturmayı hedefliyordu. Ancak son haftalarda tırmanan söylem ve askeri hamleler, bu mekanizmayı işlemez hale getirdi. ABD’nin İran hedeflerine yönelik saldırısı, iki ülkeyi doğrudan savaşın eşiğine getirmiş durumda. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere müdahalesi, Tahran’ın bu hayati su yolunu bir pazarlık kozu olarak kullanma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. ABD ise buna karşılık olarak, “serbest geçiş hakkını koruma” gerekçesiyle orantısız bir askeri güç kullanarak karşılık verdi. Böylece iki taraf da mutabakatın ruhunu ihlal eden adımlar atmış oldu.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) yapılan açıklamaya göre, saldırıda “İran’ın deniz mayınları, radar sistemleri ve insansız hava araçları dahil olmak üzere 80 stratejik noktası imha edildi.” Bu operasyon, 2019’daki ABD insansız hava aracının düşürülmesi ve ardından yaşanan misillemelerden bu yana en kapsamlı askeri eylem olarak kaydedildi. İran tarafı ise ABD’yi “uluslararası hukuku ihlal etmekle” suçlayarak misilleme tehdidinde bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji güvenliği ve güç dengesi
Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan bu gerginlik, bölgesel güç dengelerini ve küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Körfez ülkeleri, hem ABD’nin askeri varlığına bağımlı hem de İran’la olan sınırlı ilişkilerini korumaya çalışan bir ikilem içinde. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz’den geçen petrol sevkiyatlarının güvenliği konusunda endişeli. Bu durum, OPEC ülkeleri arasında da bir anlaşmazlık yaratabilir.
Küresel ölçekte ise, petrol fiyatlarında ani bir yükseliş bekleniyor. Analistler, ham petrolün varil fiyatının 100 doları aşabileceğini öngörüyor. Çin, Japonya ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları bu durumdan en fazla etkilenecek ülkeler arasında. Ayrıca Avrupa, enerji kriziyle mücadele ederken bir yandan da İran’la yeniden başlayan nükleer müzakereleri tamamen rayından çıkabilir. Bu çatışma, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu artırmasına da zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki bu gerilimden doğrudan etkilenecektir. Petrol fiyatlarındaki olası artış, Türkiye’nin cari açığını daha da büyütebilir ve enflasyonist baskıları artırabilir. Diplomatik açıdan ise Türkiye, hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran arasında denge politikası izlemek zorundadır. Bu kriz, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü devreye sokması için bir fırsat yaratabilir, ancak aynı zamanda iki tarafla da ilişkilerini zorlayacak bir sınav niteliğindedir.