ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile İran ordusu, Basra Körfezi'nin girişinde yer alan stratejik Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol konusunda birbirini yalanlayan açıklamalar yaptı. CENTCOM, İran Devrim Muhafızları'na bağlı hızlı botların boğazda bir ABD savaş gemisine yaklaşmasının ardından bölgede seyrüsefer özgürlüğünün korunduğunu vurgularken, İran tarafı boğazın kendi kontrolünde olduğunu ve yabancı güçlerin bölgede varlık göstermesine izin verilmeyeceğini savundu. Açıklamalar, son haftalarda körfezde artan karşılıklı suçlamaların son halkası oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya deniz ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Boğaz, Basra Körfezi'ni Umman Körfezi'ne bağlayarak küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçişine ev sahipliği yapıyor. Son yıllarda ABD ile İran arasında boğazda zaman zaman yaşanan gerginlikler, uluslararası piyasalarda dalgalanmalara yol açtı. Özellikle 2019'da yaşanan tanker saldırıları ve ABD insansız hava aracının düşürülmesi olayları, bölgede tansiyonu yükseltmişti.
Son olarak CENTCOM, İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'ne ait birkaç hızlı botun uluslararası sularda devriye gezen bir ABD savaş gemisine "tehlikeli mesafeye" kadar yaklaştığını bildirdi. ABD tarafı, geminin uluslararası hukuka uygun olarak seyrettiğini ve kendini savunma haklarını kullanabileceğini belirtti. İran ordusu ise yaptığı yazılı açıklamada, ABD'nin bölgede "gerginlik yaratma" çabası içinde olduğunu öne sürerek, boğazın güvenliğinin İran tarafından sağlandığını ve yabancı güçlerin burada söz hakkı olmadığını ifade etti.
İran Devrim Muhafızları'na yakın kaynaklar, son dönemde boğazda devriye faaliyetlerini artırdıklarını ve ABD'nin bölgedeki varlığına karşı "kararlılık" mesajı verdiklerini aktarıyor. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri ise İran'ın bu tür eylemlerinin uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu ve seyrüsefer özgürlüğünü tehlikeye attığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, yalnızca ABD-İran ilişkileri açısından değil, küresel enerji güvenliği bakımından da büyük önem taşıyor. Boğazdan günlük yaklaşık 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçişi yapılıyor. Bu miktar, deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık üçte birine denk geliyor. Ayrıca Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının neredeyse tamamı bu boğaz üzerinden gerçekleşiyor.
Olası bir çatışma veya boğazın kapanması, dünya petrol fiyatlarında ani sıçramalara ve küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) daha önce yaptığı uyarılarda, Hürmüz Boğazı'ndaki kesintilerin telafi edilmesinin zor olduğunu belirtmişti. Bölgedeki tırmanma, aynı zamanda Umman, Suudi Arabistan ve BAE gibi körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini de artırıyor.
Diğer yandan, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin tıkandığı bir dönemde boğazdaki gerilimin artması, diplomatik çabaları da zora sokuyor. Avrupa Birliği ve Çin gibi aktörler, taraflara itidal çağrısında bulunurken, Rusya da bölgede istikrarın korunması gerektiğini vurguluyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesi, İran'ın ise "düşman" olarak nitelendirdiği ABD güçlerine karşı sert açıklamalar yapması, kısa vadede gerilimin düşmesinin zor olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış ticareti açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının büyük bölümünü bu bölgeden deniz yoluyla karşılıyor. Boğazda yaşanabilecek bir aksama veya fiyat artışı, Türkiye'nin cari açığını ve enerji maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile komşu ve bölgesel bir aktör olarak, taraflar arasında diplomatik diyalogun sürdürülmesi çağrısında bulunabilir. Son dönemde Türkiye-İran ilişkilerinde yaşanan yumuşama ve enerji işbirliği anlaşmaları, Ankara'nın bölgede istikrarı öncelediğini gösteriyor. Ancak ABD ile İran arasındaki tırmanma, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir.