ABD ve İran arasında nükleer anlaşma müzakereleri için Viyana'da bir araya gelmeye hazırlanan heyetlerin öncesinde, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik hava saldırıları ateşkesin ardından da aralıksız devam ediyor. Uluslararası toplum, iki krizin aynı anda derinleşmesinden endişe duyarken, bölgesel denklem giderek karmaşıklaşıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran ile nükleer dosyada ilerleme kaydedilmesi umudunu korurken, İsrail’in operasyonel hedeflerini ateşkes ihlali olarak nitelendiriyor.
Diplomasi ve çatışma arasındaki ince çizgi
ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley başkanlığındaki Amerikan heyeti, Viyana'da İranlı müzakerecilerle bir araya gelmeye hazırlanıyor. Görüşmelerin odağında, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) yeniden canlandırılması var. Ancak İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a çıkarması ve uluslararası denetimleri kısıtlaması, müzakerelerin önündeki en büyük engel olarak duruyor. İran tarafı ise öncelikle tüm yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor.
Bu kritik diplomatik süreç devam ederken, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları dün gece de şiddetlendi. Filistinli kaynaklara göre, Han Yunus ve Refah kentlerinde düzenlenen hava saldırılarında en az 15 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. İsrail Ordu Sözcülüğü, operasyonların Hamas’ın altyapısını hedef aldığını ve ateşkesin geçici olduğunu savunuyor. Oysa Mısır ve Katar arabuluculuğunda varılan ateşkes 10 gün önce yürürlüğe girmişti.
Bölgesel istikrarsızlık ve küresel yansımalar
İsrail’in saldırıları sürdürmesi, ateşkesin kalıcı olma ihtimalini zayıflatırken, ABD’nin bölgede iki cepheli bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bir yandan İran’ın nükleer programını durdurmayı hedefleyen Washington, diğer yandan İsrail’e verdiği askeri ve diplomatik desteği sürdürüyor. Bu durum, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki Körfez ülkelerinde rahatsızlık yaratıyor. Körfez ülkeleri, İran ile doğrudan bir çatışma istemezken, İsrail’in saldırgan politikalarının bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmasından endişe ediyor.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, hem İran müzakerelerinde ilerleme çağrısı yapıyor hem de İsrail’e ateşkese uyma uyarısında bulunuyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaptığı yazılı açıklamada, “Ateşkesin ihlali kabul edilemez. İnsani yardımın ulaştırılması ve sivil kayıpların önlenmesi için taraflar derhal yükümlülüklerini yerine getirmelidir” ifadelerini kullandı. Rusya ve Çin ise Batı’nın İran’a yönelik yaptırımlarının kaldırılması gerektiğini savunuyor ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile nükleer müzakerelerde ve İsrail-Filistin çatışmasında doğrudan taraf olmasa da, her iki gelişme de Ankara’nın bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. İran’ın nükleer programının kontrol altına alınması, Türkiye’nin enerji güvenliği ve komşusuyla ilişkileri açısından kritik. Ayrıca, İsrail’in Gazze saldırıları, Türk kamuoyunda büyük tepki çekerken, Ankara’nın Filistin davasına verdiği desteği ve bölgedeki arabuluculuk rolünü pekiştiriyor. Türkiye’nin BM nezdinde girişimleri ve insani yardım çabaları, bu krizlerde daha aktif bir dış politika izlemesine neden olabilir. Ancak ABD ile İsrail arasındaki stratejik ittifak, Ankara’nın manevra alanını sınırlayan bir faktör olarak öne çıkıyor.