İran ile ABD arasında İsviçre'de yürütülen dolaylı müzakereler, Tahran yönetimindeki en yetkili isim olan Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in geçici anlaşmaya yönelik çekincelerini dile getirmesiyle gölgelendi. Ancak üst düzey karar alıcıların çoğunluğu, ülkenin ekonomik darboğazdan çıkışı için geçici anlaşmanın gerekli olduğu görüşünde birleşiyor. Taraflar arasındaki görüşmeler, nükleer program ve yaptırımların hafifletilmesi konularında bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor.
Hamaney'in çekinceleri ve rejim içi dengeler
İran Dini Lideri Hamaney, devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında, "Geçici anlaşmalar düşmanın elini güçlendirir ve bizim için tuzak olabilir" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, müzakerelere yeşil ışık yakan Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın tutumuyla taban tabana zıt. Reisi yönetimi, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer faaliyetlerin belirli bir seviyede sınırlandırılmasını öngören anlaşmayı ülke ekonomisini canlandırmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Hamaney'in muhafazakar tabanı, ABD'ye güvenilmemesi gerektiğini ve geçici anlaşmaların İran'ın nükleer kazanımlarını zayıflatacağını savunuyor.
Hamaney'in bu çıkışı, İran siyasetindeki derin bölünmeyi de gözler önüne seriyor. Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın kanat, ABD ile herhangi bir anlaşmanın rejimin güvenlik çıkarlarını tehdit edebileceği endişesini taşırken, Reisi hükümeti ve bürokrasi, ekonomik krizin aşılması için diplomatik çözümün kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Son aylarda İran'da enflasyonun yüzde 50'ye yaklaşması ve temel gıda maddelerinde yaşanan fiyat artışları, hükümeti uluslararası alanda adım atmaya zorluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD ve İran arasındaki bu dolaylı müzakereler, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel dengeleri de doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Umman ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, İran'ın nükleer programının denetlenmesi karşılığında petrol ve doğalgaz ihracatına yönelik bazı yaptırımların kaldırılmasını içeriyor. Geçici bir anlaşmaya varılması halinde, İran'ın ham petrol ihracatının günlük 1,5 milyon varile çıkması bekleniyor. Bu durum, küresel enerji piyasalarında arz fazlası yaratacak ve petrol fiyatlarını aşağı çekebilir. Suudi Arabistan ve İsrail ise böyle bir anlaşmanın İran'a bölgesel nüfuzunu artırma imkanı vereceğinden endişe duyuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçmişte bu türden bir anlaşmanın İran'ın nükleer silah kapasitesini geliştirmesine izin vereceğini belirterek karşı çıkmıştı.
ABD yönetimi ise bu anlaşmayı, İran'ın nükleer programını sınırlandırmak ve bölgedeki gerginliği azaltmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak ABD'deki Kongre'de İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesine karşı güçlü bir muhalefet bulunuyor. Bu nedenle müzakerelerden çıkacak bir anlaşmanın onay süreci de ayrı bir tartışma konusu. İran tarafı ise anlaşma metninin Kongre onayına tabi olmamasını ve yürütme kararıyla uygulanmasını talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasında varılacak olası bir geçici anlaşma, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan İran, yaptırımların hafifletilmesiyle birlikte daha rekabetçi fiyatlarla gaz ihraç edebilir. Ayrıca İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çelişebilecek unsurlar barındırıyor. PKK/YPG'ye karşı ortak mücadele ve Katar ile olan yakın ilişkiler, Türkiye'yi İran'la işbirliğine itse de, Tahran'ın Şii milisler üzerindeki etkisi Ankara için bir endişe kaynağı. Bu dengeleri yönetmek, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki en önemli sınavlarından biri olacak.