ABD, İran ve Pakistan'ın üst düzey müzakerecileri, Tahran'ın nükleer programının geleceğine ilişkin kalıcı bir anlaşmaya varmak ve bölgedeki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırmak amacıyla İsviçre'nin Bürgenstock tatil beldesinde bir araya geldi. ABD heyetine Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderlik ederken, İran ekibine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin başkanlık yaptığı belirtildi. Taraflar, dolaylı müzakerelerin üçüncü turu için bir araya gelirken, görüşmelere ev sahipliği yapan İsviçre'nin arabuluculuk rolü üstlendiği ifade ediliyor. Görüşmelerin, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi ve Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımların hafifletilmesi gibi kritik başlıkları kapsaması bekleniyor.
Müzakerelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
İran ile Batılı güçler arasındaki nükleer müzakereler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) sonrasında başlayan sürecin devamı niteliğinde. ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından İran'ın anlaşmadaki taahhütlerini askıya alması, tarafları uzun süre karşı karşıya getirdi. Son dönemde Körfez'de artan gerilimler ve İran destekli grupların bölgedeki faaliyetleri, müzakereleri yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. ABD yönetimi, İran'ın nükleer silah üretme kabiliyetine ulaşmasını engellemek için “azami baskı” politikasını sürdürürken, Tahran ise uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar yükselterek uluslararası toplumun endişelerini artırdı.
Pakistan'ın müzakere masasında yer alması, İslamabad'ın bölgesel bir arabulucu olarak oynadığı role işaret ediyor. Pakistan Dışişleri Bakanı İsmail Haniye, daha önce yaptığı açıklamada, “Nükleer silahlanma yarışı bölge istikrarını tehdit ediyor. Taraflar arasında güven artırıcı adımlar atılması için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. İran ise anlaşmanın sadece nükleer konuları değil, aynı zamanda ekonomik yaptırımların kaldırılmasını da içermesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bürgenstock görüşmeleri, sadece ikili ilişkiler açısından değil, tüm Ortadoğu ve Asya güvenliği için kritik bir dönemeç oluşturuyor. İran'ın nükleer programının akıbeti, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor. ABD'nin bu ülkelerle yaptığı savunma anlaşmaları ve İsrail'in İran'a yönelik tehditleri, bölgede bir sıcak çatışma riskini canlı tutuyor. Uzmanlar, nükleer bir anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlayacağını, ancak Tahran'ın müttefiki Rusya ve Çin'in bu sürece nasıl yaklaşacağının da belirleyici olacağını belirtiyor. Moskova ve Pekin, İran üzerindeki yaptırımların hafifletilmesini desteklerken, aynı zamanda kendi jeopolitik çıkarlarını korumaya çalışıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoku şu anda yaklaşık 3.000 kilogram seviyesinde. Bu miktar, teorik olarak bir nükleer bomba üretmek için gereken malzemenin katbekat fazlasına denk geliyor. Batılı diplomatlar, Tahran'ın müzakere masasında elini güçlendirmek için bu kapasiteyi kullandığını düşünüyor. Görüşmelerin başarısız olması halinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yeni yaptırım kararları alması veya İsrail'in önleyici askeri harekât düzenlemesi ihtimali gündeme gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle nükleer müzakerelerin sonucundan doğrudan etkilenecektir. Anlaşma sağlanması halinde İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programının sınırlanması, bölgede bir silahlanma yarışını önleyerek Türkiye'nin güvenlik endişelerini azaltabilir. Ancak, müzakerelerin başarısız olması durumunda, Türkiye'nin sınırında yeni bir kriz senaryosu ortaya çıkabilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik kanalları açık tutarak hem ABD hem de İran'la dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışmaktadır.