ABD ve İran, geçtiğimiz hafta uzatılan ateşkes anlaşmasının ardından en şiddetli karşılıklı saldırıları gerçekleştirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmanın artık geçersiz olduğunu ilan etmesinin ardından düzenlenen gece saldırılarında İran’da en az 14 kişi hayatını kaybetti. Saldırılar, Basra Körfezi ve Umman Denizi’nde yoğunlaşırken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yürütülen operasyonlarda Bahreyn, Kuveyt ve Katar’daki üsler kullanıldı. İran devlet medyası, saldırılarda askeri tesislerin yanı sıra sivillerin de hedef alındığını öne sürerken, ABD tarafı yalnızca askeri hedeflere odaklandıklarını açıkladı.
Gelişmenin arka planı
Son haftalarda tırmanan gerilim, Haziran ayında varılan ateşkesin 10 Temmuz’da sona ermesiyle yeniden alevlenmişti. Trump, anlaşmanın İran’ın nükleer programını durdurmada yetersiz kaldığını savunarak ‘anlaşma bitti’ açıklamasını yapmıştı. CENTCOM’un 9 Temmuz gecesi başlattığı hava saldırıları, İran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri varlıklarına ve balistik füze rampalarına yönelikti. Saldırılarda İran Devrim Muhafızları’na ait en az üç deniz üssü ve iki kıyı savunma sistemi imha edildiği bildirildi. İran yönetimi, saldırılara misilleme yapacaklarını duyururken, uluslararası toplum tarafları itidale çağırdı.
Bu çatışma, ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikasının askeri boyutunu oluşturuyor. Trump yönetimi, İran’ı nükleer müzakerelere geri dönmeye zorlamak için ekonomik yaptırımlarla birlikte askeri güç kullanımını da seçenek olarak değerlendiriyor. Ancak İran tarafı, saldırılara boyun eğmeyeceklerini ve nükleer programını sürdüreceğini açıkladı. Başta Rusya ve Çin olmak üzere birçok ülke, ABD’yi tek taraflı eylemleri nedeniyle eleştirirken, ABD müttefikleri ise bölgede tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu çatışma, Ortadoğu’da yeni bir kriz dalgası yaratma potansiyeli taşıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme stratejisi, küresel petrol tedarikini tehdit ediyor. Saldırıların ardından Brent petrolün varil fiyatı 95 doların üzerine çıkarak son üç yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Suudi Arabistan ve BAE, çatışmanın kendi topraklarına sıçramaması için kriz diplomasisi yürütüyor. İsrail ise ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarını desteklediğini açıkladı. İran’ın Yemen’deki Husilere verdiği destek nedeniyle Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik tehditler de arttı. Küresel ölçekte, Çin ve Rusya’nın İran’a askeri ve ekonomik destek sinyalleri vermesi, çatışmanın büyüme riskini artırıyor.
Analistler, bu saldırıların ABD’nin İran’ı nükleer programında geri adım atmaya zorlama girişimi olduğunu ancak İran’ın müzakere masasına dönmesi yerine direncinin artabileceğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı kararı alırken, Avrupa Birliği taraflara ateşkes çağrısı yaptı. Orta Doğu’da zaten kırılgan olan istikrar, bu son çatışmayla daha da sarsıldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran’a komşu olması hem de enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı bölgeyle bağlantıları nedeniyle bu çatışmanın doğrudan etkisi altındadır. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin cari açığını ve enerji maliyetlerini yukarı çekerek ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran’daki istikrarsızlık sınır güvenliğini tehdit ederken, olası bir göç dalgası riski doğurabilir. Türkiye’nin, ABD ile İran arasında denge politikası izlemesi ve çatışmanın tırmanmasını engellemek için diplomatik girişimlerde bulunması beklenir. Enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından Türkiye, tarafları diyaloga çağırmalı ve krizi yönetmeye çalışmalıdır.