ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden nükleer müzakerelerde beklenmedik bir gelişme yaşandı. Washington ve Tahran yönetimlerinin, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlaması karşılığında ABD yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılmasını öngören bir ön anlaşmaya vardığı iddia ediliyor. Ancak hem Beyaz Saray hem de İran Dışişleri Bakanlığı resmi olarak bu iddiayı ne doğruladı ne de yalanladı. Söz konusu gelişme, uluslararası kamuoyunda “gizli anlaşma” spekülasyonlarını beraberinde getirirken, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerinde ciddi endişelere yol açtı.
Anlaşmanın arka planı: Nükleer dosya ve yaptırımlar
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve “maksimum baskı” politikasını başlatmasıyla süreç çökmüştü. Biden yönetimi göreve geldiğinde anlaşmaya geri dönme sinyali verse de, İran'ın uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirmesi ve uluslararası denetimleri kısıtlaması nedeniyle müzakereler tıkanmıştı.
Son haftalarda Umman aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerde ilerleme kaydedildiği belirtiliyor. İddiaya göre İran, yüzde 60 oranındaki zenginleştirmeyi yüzde 3,67'ye düşürmeyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerine yeniden izin vermeyi kabul ederken; ABD de İran'ın petrol ihracatına yönelik yaptırımları kaldırmayı ve dondurulmuş 6 milyar dolarlık varlığını serbest bırakmayı taahhüt ediyor. Uzmanlar, anlaşmanın detaylarının henüz netleşmediğini ve taraflar arasında güven bunalımı olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Olası bir ABD-İran anlaşmasının bölgesel etkileri oldukça geniş kapsamlı olacak. Anlaşmanın hayata geçmesi halinde İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesi, ülkenin ekonomik toparlanmasını hızlandırabilir ve bölgedeki nüfuzunu artırabilir. Bu durum, başta Suudi Arabistan ve İsrail olmak üzere İran'ın bölgesel rakipleri tarafından tehdit olarak algılanıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce İran'ın nükleer programını durdurmak için “her türlü seçeneğin masada olduğunu” belirtmişti. Suudi Arabistan ise İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engelleyecek her türlü anlaşmaya sıcak baktığını ancak İran'ın bölgesel faaliyetlerinin de kısıtlanması gerektiğini savunuyor.
Öte yandan, anlaşmanın başarısız olması durumunda bölgede yeni bir kriz riski artabilir. İran'ın nükleer faaliyetlerine devam etmesi, İsrail'in olası bir askeri müdahalesini gündeme getirebilir. ABD ise böyle bir senaryoda hem İran'la doğrudan çatışma riski hem de enerji piyasalarında yaşanacak dalgalanmalarla karşı karşıya kalabilir. Çin ve Rusya'nın da süreçteki rolleri kritik önem taşıyor. Pekin ve Moskova, İran'la yakın ilişkileri nedeniyle anlaşmanın şekillenmesinde etkili olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınır paylaşan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılayan bir ülke olarak bu gelişmeden doğrudan etkilenecektir. Yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin İran ile ticaretini kolaylaştırabilir ve enerji arz güvenliğini artırabilir. Ancak bölgedeki güç dengesi değişiklikleri, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarını da etkileyebilir. İran'ın nüfuzunun artması halinde, bu ülkelerdeki vekalet savaşları yeniden şekillenebilir. Türkiye'nin, ABD-İran anlaşmasının bölgesel yansımalarını yakından takip etmesi ve dengeli bir politika izlemesi bekleniyor.