Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen G7 zirvesi sırasında diplomatik kaynaklarca sızdırılan 14 maddelik ABD-İran anlaşma taslağı, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Taslağın, iki ülke arasında yıllardır süren gerilimi sona erdirme potansiyeli taşıdığı belirtilirken, bu belgenin Cuma günü İsviçre'de düzenlenecek törende resmileştirilip resmileştirilmeyeceği ise henüz netlik kazanmış değil. Sızdırılan metinde, İran'ın nükleer programına ilişkin kısıtlamalar, uranyum zenginleştirme düzeyinin %3,67 ile sınırlandırılması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (IAEA) kapsamlı denetim yetkisi verilmesi gibi maddeler yer alıyor. Karşılığında ise ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları kademeli olarak kaldırması ve İran'ın petrol ihracatını yeniden başlatmasına izin vermesi öngörülüyor.
Taslağın arka planı
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/CPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, 2018'de ABD Başkanı Donald Trump'ın tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi ve 'maksimum baskı' politikası başlatmasıyla çökmüştü. Ardından İran da uranyum zenginleştirme seviyesini kademeli olarak %60'a kadar çıkarmış ve IAEA denetçilerinin bazı tesislere erişimini engellemişti. Biden yönetiminin göreve gelmesiyle birlikte Viyana'da başlayan dolaylı müzakereler, aylar süren görüşmelerin ardından bir taslak metin üzerinde uzlaşma sağlanmasıyla sonuçlandı. G7 zirvesinde liderlere sunulan bu taslak, hem ABD hem de İran tarafından henüz resmen onaylanmamış olsa da, müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Taslağın öne çıkan maddeleri arasında İran'ın Fordow ve Natanz tesislerindeki santrifüj sayısını azaltması, ağır su reaktörünü yeniden yapılandırması ve tüm eski nükleer faaliyetlerine ilişkin IAEA'ya kapsamlı bilgi vermesi yer alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Olası bir anlaşma, Orta Doğu'da önemli jeopolitik sonuçlar doğuracak. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, İran'ın nükleer programına karşı en sert tutumu sergileyen ülkeler olarak biliniyor. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, anlaşmanın İran'ın bölgesel milis güçlerini desteklemeye devam etmesine izin verdiği gerekçesiyle taslağa karşı çıkarken, Suudi Arabistan kendi nükleer programını sivil amaçlı olarak başlatmak istediğini belirtiyor. Aynı zamanda anlaşma, küresel petrol piyasalarında da rahatlama sağlayabilir; İran'ın günlük yaklaşık 2 milyon varillik petrol ihracatı yeniden canlanırsa, düşen petrol fiyatları tüketici ülkeler için olumlu olacak. Ancak ABD'deki Cumhuriyetçilerin ve Kongre'deki bazı Demokratların anlaşmaya şüpheyle yaklaştığı, Tahran'ın ise anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ABD'nin tüm yaptırımları kaldırmasını şart koştuğu belirtiliyor. Bu nedenle Cuma günkü törenin iptal edilme ihtimali de masada.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırını paylaşan ve Ortadoğu'da istikrar arayan bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından takip ediyor. Olası bir ABD-İran anlaşması, Türkiye'nin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebilir. İran doğalgaz ve petrolü, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir yer tutuyor. Yaptırımların kalkmasıyla Türkiye, İran'dan daha uygun fiyatlarla enerji tedarik edebilir ve Türk Akımı ile Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı gibi projelerin bölgesel rekabet gücü artabilir. Öte yandan, İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin çıkarlarıyla çatışabilir. Ankara, İran'ın nükleer programının silah boyutuna ulaşmamasından yana olmakla birlikte, anlaşma metninin İran'ın balistik füze programı ve bölgesel faaliyetlerini kapsamıyor olmasından endişe duyuyor. Bu nedenle Türkiye, anlaşma sürecinin bir parçası olarak kendi güvenlik kaygılarının da dikkate alınmasını bekliyor.