ABD, Başkan Donald Trump yönetiminde mülteci kabulünü tarihin en düşük seviyelerine çekerken, iklim değişikliği nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan için de kapılar neredeyse tamamen kapanmış durumda. Mevcut yasal çerçevede iklim mültecilerine yönelik özel bir koruma mekanizması bulunmazken, yönetimin mülteci programını neredeyse durma noktasına getirmesi bu kişilerin ABD'ye ulaşma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Uzmanlar, önümüzdeki on yıllarda iklim değişikliği kaynaklı göç hareketlerinin katlanarak artacağı uyarısında bulunuyor.
Arka plan: Trump yönetiminin mülteci politikası
Trump, 2025'te göreve başlamasının ardından mülteci kabul kotasını 15.000'e düşürmüş, 2026 mali yılı içinse bu sayıyı 3.000'e indirmişti. Bu, 1980'deki Mülteci Yasası'ndan bu yana kaydedilen en düşük rakam. Ayrıca yönetim, 'güvenlik endişeleri' gerekçesiyle çoğu ülkeden başvuruları askıya almış, mevcut başvuruların işlenmesini de neredeyse durdurmuş durumda. Bu politikalar, iklim değişikliğinin etkisiyle evlerini terk etmek zorunda kalan ancak 'mülteci' statüsü alamayan milyonlarca insanı doğrudan etkiliyor. BM verilerine göre 2025 yılı sonu itibarıyla iklim kaynaklı afetler nedeniyle yerinden edilen kişi sayısı 30 milyonu aştı; ancak bunların yalnızca küçük bir kısmı uluslararası koruma talep edebiliyor.
Uluslararası hukukta 'mülteci' tanımı, 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre 'ırk, din, tabiiyet, belirli bir sosyal gruba mensubiyet veya siyasi görüş nedeniyle zulme uğrama korkusu taşıyan kişiler'i kapsıyor. İklim değişikliği mağdurları bu tanımın dışında kaldığı için, hiçbir ülke onlara otomatik olarak sığınma hakkı vermiyor. ABD'nin bu konuda özel bir düzenleme yapma ihtimali ise yönetimin mevcut tutumu göz önüne alındığında neredeyse yok.
Küresel boyut ve bölgesel etkiler
İklim mültecileri sorunu sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor. Deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, sel ve kasırgalar nedeniyle başta Güney Asya, Sahra Altı Afrika ve Pasifik Adaları olmak üzere birçok bölgede insanlar yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalıyor. Uluslararası Göç Örgütü, 2050 yılına kadar 200 milyon kişinin iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalabileceğini tahmin ediyor. Bu durum, gelişmiş ülkelerin sınır politikalarını önemli ölçüde zorlayacak bir krize işaret ediyor.
Özellikle Meksika ve Orta Amerika ülkeleri, ABD'nin katı sınır politikaları nedeniyle transit göçmenler için adeta bir tampon bölge haline gelmiş durumda. Trump yönetiminin 'Göçmen Koruma Protokolleri' (MPP) kapsamında sığınmacıları Meksika'da beklemeye zorlaması, iklim değişikliğinden kaçan insanların da benzer şekilde sınır dışında mahsur kalmasına yol açıyor. Uzmanlar, bu politikaların insani krizi derinleştirdiğini ve bölgesel istikrarsızlığı artırdığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin iklim mültecilerine yönelik kapalı kapı politikası, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla iklim değişikliğinden etkilenen bir bölgede yer alıyor ve özellikle Akdeniz havzasında kuraklık, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi olayların sıklığı artıyor. Ayrıca Suriye'den gelen sığınmacıların da aralarında olduğu geniş bir göçmen nüfusuna ev sahipliği yapan Türkiye, gelecekte iklim kaynaklı göçlerin rotası üzerinde bulunuyor. ABD'nin insani sorumluluktan kaçınması, küresel yük paylaşımı mekanizmalarını zayıflatırken Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum politikalarını güçlendirmesi ve bölgesel iş birliği mekanizmalarını harekete geçirmesi stratejik bir önem taşıyor.