ABD Enerji Bakanı Chris Wright, daha önce bir kaya gazı (fracking) şirketinin yöneticisi olarak görev yaparken, yargıçlara yönelik düzenlenen seminerlerde konuşmacı olarak yer aldı. Bu seminerler, sağcı kampanyaların iklim krizine ilişkin davaların sonuçlarını etkilemek amacıyla yargıçları iklim bilimi konusunda şüpheci hale getirmeyi hedeflediği bir çabanın parçası. Şehirler ve eyaletler, büyük petrol şirketlerinin iklim değişikliğinin tehlikelerini gizlediği iddiasıyla milyarlarca dolarlık tazminat davaları açarken, bu seminerler yargı bağımsızlığına müdahale olarak eleştiriliyor.
Sağcı STK'ların yargıç eğitimi
ABD'de George Mason Üniversitesi'ne bağlı Law & Economics Center (Hukuk ve Ekonomi Merkezi), yıllardır yargıçlara yönelik seminerler düzenliyor. Bu seminerlerde iklim değişikliği, çevre düzenlemeleri ve enerji politikaları tartışılıyor. Ancak eleştirmenler, bu seminerlerin büyük oranda fosil yakıt şirketleri ve sağcı düşünce kuruluşları tarafından finanse edildiğini ve iklim bilimini sorgulamayı teşvik ettiğini belirtiyor. Chris Wright'ın da konuşmacı olduğu bu seminerlerde, iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğuna dair bilimsel fikir birliğine şüpheyle yaklaşan içerikler sunuluyor. Wright, Liberty Energy adlı şirketin CEO'su iken, iklim değişikliğinin "abartıldığını" savunan açıklamalar yapmıştı.
Bu seminerler, ABD'deki iklim davalarının giderek arttığı bir dönemde daha da önem kazanıyor. Özellikle gençlerin açtığı Juliana v. Amerika Birleşik Devletleri davası ve şehirlerin ExxonMobil, BP gibi şirketlere karşı açtığı davalar yargıdan karar beklerken, yargıçların bu seminerlerde edindiği bilgilerin kararlarına yansıyabileceği endişesi dile getiriliyor. Hukuk uzmanları, yargıç eğitim programlarının tarafsız ve bilimsel temele dayalı olması gerektiğini, aksi halde yargı bağımsızlığının zedeleneceğini vurguluyor.
Küresel bağlamda yargı ve iklim
ABD'deki bu gelişmeler, dünya genelinde iklim davalarının arttığı bir döneme denk geliyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) verilerine göre, 2017'den bu yana iklim davalarının sayısı 884'ten 2.180'e yükseldi. Davaların çoğu ABD'de görülse de, Avrupa ve Asya'da da benzer eğilim var. Hollanda'da çevre örgütü Urgenda'nın açtığı dava sonucu hükümetin emisyonları azaltması emredilmiş, Almanya'da gençlerin açtığı dava sonucu iklim yasaları sıkılaştırılmıştı. ABD'de ise yargıçların iklim bilimine yaklaşımı, bu davaların seyrini belirleyecek kritik bir faktör. Sağcı grupların yargıçları etkileme çabaları, ABD'nin iklim politikasının geleceği açısından belirleyici olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede Paris Anlaşması'nı onaylamış ve 2053 net sıfır emisyon hedefi koymuştur. ABD'deki bu gelişme, küresel iklim davalarının Türkiye'ye de sıçrayabileceğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi'nde iklim davalarının açılması veya kamuoyu baskısı, Türkiye'nin enerji politikalarını ve fosil yakıt bağımlılığını sorgulayabilir. Ayrıca, ABD'nin yargı kararlarıyla iklim eylemini hızlandırması, Türkiye'yi de benzer adımlar atmaya teşvik edebilir. Türkiye'nin, yargı bağımsızlığı ve bilimsel bilginin korunması konusunda bu örneklerden ders çıkarması önemlidir.