Bir zamanlar ‘doğal müttefikler’ olarak tanımlanan ABD ile Hindistan arasındaki ilişkiler, son yıllarda belirgin bir dönüşüm geçiriyor. Birçok analist, Washington’un Yeni Delhi’ye yönelik politikasında stratejik ortaklıktan ziyade rekabet ve sınırlama unsurlarının öne çıktığını belirtiyor. Bu durum, özellikle Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengeleri ve küresel ticaretteki gelişmeler bağlamında daha da belirgin hale geliyor. Peki, ABD ile Hindistan gerçekten bölgesel rakip haline mi geliyor?
Gelişmenin arka planı: İttifaktan rekabete
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ile Hindistan arasında gelişen stratejik ortaklık, 2005 yılında imzalanan Sivil Nükleer İşbirliği Anlaşması ile zirveye ulaşmıştı. Bu anlaşma, Hindistan’ın nükleer silah sahibi olmasına rağmen uluslararası nükleer ticarete katılmasını sağlamış ve iki ülkeyi yakınlaştırmıştı. Ancak son yıllarda bu yakınlaşmanın yerini giderek artan bir rekabet duygusu alıyor. Özellikle Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in yükselişine karşı kurulan Quad (ABD, Japonya, Avustralya, Hindistan) ittifakı, Hindistan’ı ABD için önemli bir partner olarak konumlandırsa da, bu işbirliğinin sınırları olduğu da görülüyor.
ABD yönetimi, Hindistan’ın Rusya ile askeri ve enerji işbirliğini sürdürmesinden, özellikle S-400 hava savunma sistemlerinin alımından rahatsızlık duyuyor. Ayrıca Hindistan’ın dijital ekonomideki korumacı politikaları ve yerli üretimi teşvik eden adımları, ABD’li teknoloji şirketlerinin Hindistan pazarına erişimini zorlaştırıyor. Ticaret dengesizlikleri, fikri mülkiyet hakları ve tarifeler konusundaki anlaşmazlıklar da iki ülke arasındaki gerilimi artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Hint-Pasifik’te yeni denklem
ABD’nin Hindistan’a yönelik artan rekabetçi tutumu, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Hindistan, kendi ‘Hint-Pasifik vizyonu’ çerçevesinde bölgede bağımsız bir aktör olarak hareket etmeye devam ediyor. Hint Okyanusu’ndaki deniz üslerinin modernizasyonu, Sri Lanka ve Maldivler gibi ülkelerle artan askeri işbirliği, Hindistan’ın bölgesel bir güç olarak iddiasını pekiştiriyor. ABD ise bu gelişmeleri, kendi bölgesel çıkarları açısından bir tehdit olarak algılayabiliyor.
Ekonomik boyutta ise ABD, Hindistan’ın dijital hizmetler vergisi ve yüksek gümrük tarifeleri nedeniyle Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) Hindistan aleyhine davalar açtı. Ayrıca ABD, Hindistan’ın İran’la enerji işbirliğine ve Rus petrolü alımına karşı yaptırım uygulamakla tehdit etti. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor ve stratejik ortaklık söyleminin sorgulanmasına neden oluyor. Uzmanlar, bu durumu “karmaşık bir rekabet” olarak nitelendiriyor: Bir yanda Çin’e karşı güvenlik işbirliği, diğer yanda ekonomik ve teknolojik alanlarda artan rekabet.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Hindistan ilişkilerindeki bu dönüşüm, Türkiye açısından da önemli çıkarımlar içeriyor. Hindistan, Türkiye’nin Güney Asya ve Hint Okyanusu’ndaki politikalarını yakından ilgilendiriyor. Özellikle Hindistan’ın Pakistan ve Afganistan politikaları, Türkiye ile doğrudan bağlantılı. ABD ile Hindistan arasındaki rekabetin artması, Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye’nin NATO içindeki konumu ve Rusya ile ilişkileri, Hindistan’ın benzer ikilemlerini hatırlatıyor. Ankara, Hindistan’ın çok yönlü dış politikasını yakından izleyerek, kendi çıkarları doğrultusunda fırsatlar ve riskler değerlendirebilir. Öte yandan, ABD’nin Hindistan’a yönelik sınırlama politikası, Türkiye’nin de benzer baskılarla karşılaşabileceği anlamına gelebilir.