Wall Street'te yatırımcılar, yeni gelen ekonomik verilerin ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bu yıl içinde faiz artıracağı yönündeki bahisleri değiştirmemesi üzerine Hazine tahvillerini satışa yöneltti ve hisse senedi piyasalarında dalgalı bir seyir izlendi. Hazine tahvil faizleri yükselirken, gösterge 10 yıllık tahvil faizi %5 psikolojik sınırına yaklaştı. Tallbacken Capital Advisors CEO'su ve kurucusu Michael Purves, bu seviyelerin kritik bir direnç oluşturduğunu ve piyasanın alışılmadık bir dönemden geçtiğini belirtti.
Piyasalar Fed'in Adımlarını Bekliyor
ABD Hazine tahvil faizleri, Perşembe günü açıklanan ve işgücü piyasasının dayanıklılığını teyit eden haftalık işsizlik başvuruları verisinin ardından yükselişini sürdürdü. Çarşamba günü açıklanan ve enflasyonun yapışkan olduğunu gösteren TÜFE verisi de, Fed'in faiz artırım döngüsüne devam edebileceği beklentilerini güçlendirmişti. Yatırımcılar, enflasyonla mücadelede merkez bankasının daha şahin bir duruş sergileyeceğini fiyatlamaya başladı. CME FedWatch aracına göre, piyasalar Aralık ayında 25 baz puanlık bir faiz artırımı ihtimalini %41,9 olarak fiyatlıyor. Bu oran, bir ay öncesine göre belirgin bir artışa işaret ediyor.
Michael Purves, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, 10 yıllık tahvil faizinin %5 seviyesinin önemli bir direnç noktası olduğunu ve bu seviyenin aşılmasının piyasalarda sert hareketlere yol açabileceğini ifade etti. Purves, “Piyasa, Fed'in faiz artırım döngüsünün sonuna geldiğine dair beklentileri ile enflasyonun kalıcı olduğu gerçeği arasında sıkışmış durumda. Bu süreç, alışılmadık bir dönem; çünkü hem tahvil piyasası hem de hisse senedi piyasası, faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı ihtimaline uyum sağlamaya çalışıyor” dedi.
Küresel Tahvil Piyasalarına Etkisi
ABD Hazine tahvil faizlerindeki bu yükseliş, küresel tahvil piyasalarını da etkiliyor. Avrupa ve Asya'daki benzer vadeli devlet tahvillerinin faizleri de ABD ile birlikte artış eğilimi gösteriyor. Yatırımcılar, Fed'in faiz artırımının gelişmekte olan ülke piyasalarına olası etkilerini de yakından izliyor. Özellikle, ABD faizlerinin yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırabilir ve bu ülkelerin para birimlerini baskılayabilir. Bu durum, küresel likidite koşullarını sıkılaştırarak dünya genelinde büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Ekonomistler, Fed'in mayıs ayında yaptığı toplantıda faizleri %5,00-%5,25 aralığına yükseltmesinin ardından, enflasyonun hedef olan %2'ye inmesinin beklenenden uzun sürebileceğine dikkat çekiyor. Bazı analistler, merkez bankasının yıl içinde bir kez daha faiz artırabileceğini, ancak bunun için daha fazla veriye ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Fed Başkanı Jerome Powell'ın son açıklamaları, faiz artırımına kapıyı tamamen kapatmadığını ancak verilere bağlı olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD faizlerinin yüksek seyretmesi, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar için riskleri artırırken, aynı zamanda Türk lirası varlıkların cazibesini de etkileyebilir. Yüksek ABD faizleri, TL'den çıkışı tetikleyerek Türk lirasının değer kaybına yol açabilir ve TCMB'nin rezerv yönetimini zorlaştırabilir. Ancak Türkiye'nin son dönemde uygulamaya başladığı rasyonel politikalar ve ekonomi yönetimindeki değişim, bu tür dış şoklara karşı direnci artırmış olabilir. Fed'in olası bir faiz artırımı, küresel sermaye akışlarını yeniden şekillendirebileceği için Türkiye ekonomisi açısından yakından izlenmelidir. Ayrıca, yüksek faiz ortamı, dış borç ödeme yükümlülüklerini de daha maliyetli hale getirmektedir.