ABD Hazine piyasası, dünyanın en büyük ve en likit tahvil piyasası olarak on yıllardır küresel finans sisteminin temel taşıyıcısı konumunda. Ancak artan kamu borcu, piyasadaki yapısal parçalanma ve başkanlık seçimleri öncesinde sertleşen ticaret politikaları, bu “güvenli varlığın” geleceğini tehdit ediyor. Yaklaşık 28 trilyon dolar büyüklüğündeki piyasa, son haftalarda oynaklığın artması ve likiditenin azalmasıyla yatırımcıları tedirgin ediyor. Uzmanlar, mevcut gidişatın düzeltilmemesi halinde ABD’nin borçlanma maliyetlerinin kalıcı olarak yükselebileceği ve küresel finansal istikrarın zedelenebileceği uyarısında bulunuyor.
Yüksek Borç Yükü ve Parçalı Piyasa Yapısı
ABD federal borcu, 2024 itibarıyla gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 120’sine yaklaşmış durumda. Pandemi sonrası teşvik paketleri ve artan faiz ödemeleri, borç sarmalını derinleştiriyor. Kongre Bütçe Ofisi’nin (CBO) tahminlerine göre, önümüzdeki on yılda borç GSYH’nın yüzde 150’sini aşabilir. Bu durum, yatırımcıların ABD’nin geri ödeme kapasitesine olan güvenini aşındırıyor. Öte yandan, piyasanın kendisi de sorunlu. 2008 krizinden sonra bankaların tahvil piyasası yapıcılığından çekilmesiyle birlikte, işlemler büyük ölçüde algoritmik ve yüksek frekanslı fonlara kaldı. Bu oyuncular, normal zamanlarda likidite sağlarken stres anlarında piyasadan çekilerek oynaklığı artırıyor. Geçen yıl Eylül ayında repo piyasasında yaşanan gerilim, bu kırılganlığın somut bir örneğiydi. Federal Rezerv’in müdahalesiyle geçici olarak yatışan kriz, aslında daha derin yapısal sorunlara işaret ediyordu.
Küresel Yansımalar: Güvenli Liman Statüsü Sarsılıyor
ABD Hazine tahvilleri, dünyanın dört bir yanındaki merkez bankaları ve kurumsal yatırımcılar için vazgeçilmez bir rezerv varlık. Çin, Japonya ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, döviz rezervlerinin büyük bölümünü ABD tahvillerinde tutuyor. Ancak son yıllarda bu ülkelerin bir kısmı portföylerini çeşitlendirme yoluna gitti. Çin, 2023’te ABD tahvili alımlarını azaltırken altın alımlarını artırdı. Aynı dönemde Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası dondurulan rezervleri, diğer ülkelerde ABD tahvillerinin güvenliğine dair soru işaretleri yarattı. Ticaret politikalarındaki belirsizlik de cabası: Eski Başkan Donald Trump’ın yeniden seçilmesi halinde uygulayacağı gümrük tarifeleri ve ticaret savaşları, enflasyonu yeniden alevlendirerek Fed’i faiz indirimlerinden uzak tutabilir. Bu senaryoda, tahvil fiyatları daha da düşebilir ve getiriler yükselebilir. Uzmanlara göre, ABD’nin piyasayı toparlamak için daha şeffaf bir ihraç takvimi, piyasa yapıcılığını teşvik edecek düzenlemeler ve borç sürdürülebilirliğine yönelik somut adımlar atması gerekiyor. Aksi takdirde, “dünyanın güvenli varlığı” yavaş yavaş bu unvanı kaybedebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Hazine piyasasındaki kırılganlık, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomileri doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, dış borçlanmasında ve rezerv yönetiminde büyük ölçüde ABD dolarına bağımlı. ABD tahvil faizlerinin yükselmesi, Türkiye gibi ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırarak sermaye çıkışlarına yol açabilir. Ayrıca, küresel risk iştahının azalması, TL üzerinde baskı yaratabilir. Diğer yandan, ABD’nin güvenli liman statüsünün sorgulanması, Çin ve Rusya gibi ülkelerle alternatif finansal sistem arayışlarını hızlandırabilir. Türkiye’nin bu değişimde denge politikası izlemesi, hem Batı ile ilişkilerini hem de yeni oluşumlardaki konumunu koruması açısından kritik önem taşıyor.