ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'a yönelik dokuzuncu gece bombardımanın ardından yaptığı açıklamada, Washington yönetiminin diplomatik çözüme hâlâ açık olduğunu belirtti. Rubio, basın toplantısında "Askeri operasyonlarımız hedeflenen İran tesislerine ciddi hasar vermiş olsa da, diplomasi masası her zaman açıktır. Gerilimi düşürmek ve kalıcı bir çözüm bulmak istiyoruz" ifadelerini kullandı. Ancak bu açıklama, sahadaki fiili durum ve ABD'nin son haftalarda artan askeri varlığı göz önüne alındığında uluslararası kamuoyunda şüpheyle karşılandı. Bombardımanın başlangıcından bu yana geçen dokuz gecede, İran'ın nükleer tesisleri ve askeri altyapısı hedef alınırken, sivil kayıplara ilişkin henüz net bir bilgi bulunmuyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, operasyonların İran'ın füze programını ve bölgedeki vekil güçlerini zayıflatmayı amaçladığı vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD-İran gerilimi, son aylarda yeniden tırmanışa geçti. Ocak ayında İran yanlısı milislerin ABD üslerine düzenlediği roket saldırıları, Washington'un misilleme operasyonlarını tetikledi. İlk bombardıman dalgası İran'ın batısındaki devrim muhafızları üslerini vururken, sonraki gecelerde nükleer tesisler ve hava savunma sistemleri hedef alındı. Rubio, operasyonların meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yapıldığını savunurken, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, "ABD'nin saldırganlığı bölgesel barışı tehdit ediyor. Diplomasi söylemi, askeri gerçeklikle örtüşmüyor" dedi. BM Güvenlik Konseyi'nden henüz kapsamlı bir kınama gelmezken, Rusya ve Çin taraflara itidal çağrısı yaptı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "Diplomasiye hâlâ yer var ama silahların konuştuğu bir ortamda bu zor" açıklamasını yaptı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik bu kapsamlı hava operasyonları, Orta Doğu'da yeni bir kriz dalgasına yol açma potansiyeli taşıyor. İran'ın Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki milis güçleri üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, çatışmanın bölgeye yayılmasından endişe ediliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, gerilimin düşürülmesi için arabuluculuk teklif ederken, İsrail sessiz kalmayı tercih ediyor. Küresel piyasalarda ise petrol fiyatları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidiyle varil başına 95 doların üzerine çıktı. Enerji güvenliği endişeleri, Avrupa ve Asya ülkelerini alternatif tedarik yolları aramaya itiyor. Uzmanlar, ABD'nin seçim yılında böyle bir operasyona girişmesini iç siyasi dinamiklerle de ilişkilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye için birçok açıdan risk barındırıyor. Kuzey Irak ve Suriye'deki PKK/YPG unsurları ile İran'ın bölgedeki vekil güçleri arasında olası bir koordinasyon, Türkiye'nin güvenlik operasyonlarını zorlaştırabilir. Ayrıca İran'ın enerji koridoru üzerindeki etkisi ve Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ithalatı düşünüldüğünde, krizin ekonomik yansımaları kaçınılmaz olacaktır. Türk Dışişleri Bakanlığı, henüz bir açıklama yapmazken, Ankara'nın hem NATO yükümlülükleri hem de komşuluk ilişkileri arasında denge kurmaya çalıştığı görülüyor. Bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefini de olumsuz etkileyebilir.